Marks diyalektik yöntemi, evet, Hegel’den almıştır. Ama bu nasıl bir almaydı, Marks’ın diyalektikten anladığı neydi? Marks’tan okuyalım:

“Benim diyalektik yöntemim, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, fakat onun tam karşıtıdır. Hegel’e göre insan beyninin yaşam süreci, yani düşünme süreci -ki Hegel bunu ‘Fikir’ adı altında bağımsız bir özneye bile dönüştürür- gerçek dünyanın yaratıcısıdır. Gerçek dünya, ‘Fikir’in sadece dışsal ve görüngüsel biçimidir. Bana göre ise durum tersinedir. Fikir, maddi dünyanın insan zihnine yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir. …

“Diyalektiğin Hegel’in elinde mistikleşmiş olması, diyalektiğin genel işleyiş biçimini ilk kez Hegel’in kapsamlı ve bilinçli bir tarzda sunduğu gerçeğini örtemez. Hegel’de diyalektik baş aşağı duruyor. Mistik kabuğun içindeki akla uygun özü keşfetmek istiyorsanız, diyalektiğin tekrar ayakları üstünde doğrultulması gerekir.

“Mistikleştirilmiş biçimi ile diyalektik, şeylerin mevcut durumunu yüceltiyor göründüğünden Almanya’da moda olmuştu. Oysa akla uygun biçimiyle diyalektik, burjuvazi ve onun doktriner profesörleri için rezalettir, tiksinçtir. Çünkü diyalektik, bir yandan şeylerin mevcut durumunu tanıyıp kavramayı, öte yandan da bu durumun inkârının ve kaçınılmaz çöküşünün farkında olmayı içinde barındırır. Çünkü diyalektik, tarihsel olarak gelişmiş her toplumsal biçimi akışkan bir hareket hâlinde görür. Bu nedenle her toplumsal biçimin geçici doğasını, onun anlık varlığından daha az olmamak üzere hesaba katar. Çünkü diyalektik, hiçbir şeyin kendisine dayatılmasına izin vermez, özünde eleştirel ve devrimcidir.” (K. Marks, “Almanca İkinci Baskıya Sonsöz”, 24 Ocak 1873, Kapital, İng., c. 1, s. 29.)

Hegel’e kadar tarih üstüne kafa yoranlar, tarihin akışını doğa olaylarına, doğa üstü güçlere, takdir-i ilahiye, liderlerin aklına esene, savaş talihine vb. bağlıyorlardı. Hegel’e kadar tarih, kopuk kopuk olaylar dizisi olarak anlatılıyordu. Ama Hegel, geliştirdiği diyalektikle tarihe bütünsellik içinde bakılabileceğini gösterdi.

Hegel, fikirlerin tarihsel gelişimini bütünsel bir çerçeveye oturttu. Hegel’e göre insanın özü “Mutlak Fikir” idi. Tarihte ortaya çıkan her fikir, Mutlak Fikir’e doğru giden yolda bir aşamaydı. Yani her fikir, Mutlak Fikir’i adım adım hayata geçiren bütünsel sürecin bir parçasıydı.

Hegel, bu kurgudan hareketle, eleştiri kavramına şöyle bir yorum getirdi: Her fikir Mutlak Fikir’i adım adım hayata geçiren sürecin bir aşamasını ifade ettiğine göre, her fikir göreceli olarak doğrudur. O hâlde, eleştirilen her argümandaki göreceli doğruyu yakalamak ve buradan hareketle Mutlak Fikir’e doğru ilerlemek gerekir.

Hegel’e göre insan, kendi zihinsel yaratıcı gücünü faaliyette bulunmak suretiyle “dışarıya çıkarır”, yani nesnelleştirirdi. İnsan fikrini nesnelleştirdikçe, yani fikrini hayata geçirdikçe maddi yaşam dönüşmekte, böylece toplum ve doğa gitgide insanın bir yapıtı hâline gelmekteydi.

Ancak Hegel, insan faaliyetini Mutlak Fikir dediği gerçek üstü bir gücün türevi olarak görüyordu. O hâlde, insan faaliyeti üzerinden tarihi yaratmakta olan aslında Mutlak Fikir idi. Marks, insanı gerçek üstü bir gücün vesilesi derekesine düşüren bu mistik kurguyu reddetti. Marks’a göre fikir, maddi gerçekliğin insan zihnine yansıyarak düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildi.

Ne var ki Hegel, sisler içinde de olsa gerçeği bir ucundan yakalamıştı. Hegel, kendine özgü mistik dille, tarihi yaratanın peş peşe gelen kuşakların faaliyeti olduğunu söylüyordu. Bu muhteşem bir keşifti. Fakat Hegel, bu keşfin devrimci açılımlarını göremiyordu. Çünkü Hegel’in geliştirdiği diyalektik, “şeylerin mevcut durumunu”na, yani tarihsel gelişmenin mevcut aşamasına takılıp kalmıştı. Hegel diyalektiği, mevcut tarihsel aşamayı, yani sermaye düzenini yücelttiği için muhafazakârdı.

Marks, Hegel diyalektiğinin mistik kabuğunu kırarak içindeki akla uygun özü şöylece ortaya çıkardı:

İnsan faaliyeti tarihsel bir akış içinde kendi kendini açımlamakta olduğuna göre, faaliyetin mevcut hâli kalıcı olamaz. Yani Hegel’in ve ekonomi politikçilerin dediği gibi, insanlık nihai durumuna gelmiş değildir. O hâlde insan, şimdiye kadar nasıl kendi faaliyetiyle kendi tarihini yaratmışsa bundan sonra da yine kendi faaliyetiyle mevcut durumu değiştirebilir ve yeni bir dünya kurabilir. Çünkü insan, kendi faaliyetiyle hem kendisini hem de nesnel doğayı dönüştürebilen muhteşem bir öznelliktir.

https://www.facebook.com/MarksistTartismaPlatformu