Sermaye ve sarı sendikacılığın emekçileri köle gibi gördüğü, üretenlerin yönetmediği bir düzende iş cinayetleri ve meslek hastalıkları maden emekçilerinin “kaderi” olmaya devam edecek.

Cemalettin SAĞTEKİN*

Amasra’da yaşanan katliamın ardından “kader”, “kaza”, “cinayet” ve sorumluluk tartışmaları gündeme geldi. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin düzenli olarak yayınladığı raporlara bakıldığında, günlük ortalama 6-7 işçi ölüyor ve bu ülkede her hafta bir Amasra katliamı yaşanıyor. Somut verilere göre işçi ölümleri artık kanıksanmış bir rutini ifade ediyor. Birkaç yılda bir ve daha çok madenlerde yaşanan kitlesel katliamlarsa ülkede hüküm süren kapitalist barbarlığın ulaştığı vahşeti tekrar gündeme getiriyor.

***

Amasra katliamının hemen ardından ortalığa dökülen gerçekler, kim ne söylerse söylesin, yaşanan ölümlerin nedenlerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Sayıştay raporlarında risk olarak ifade edilen tablo, bir an önce alınması gereken önlemler vurgusu karşısında maden işletmesinin yöneticileri ve devlet, üç maymunu oynamaya devam ediyor. Öyle ki, katliamdan birkaç hafta önce bakan, yanına Türk-İş Başkanı’nı da alarak madenin önüne resim çektirmeye gidiyor. Gitmişken 41 madenciye mezar olan madeninin üretim tekniğinin çok gelişmiş olduğuyla övünmeyi ihmal etmiyor.

***

Yine birçok madencinin ailelerinin ifade ettiklerine göre işçiler madende gaz sızıntısı olduğunu, hava akışının yapılamadığını vb. söyleyerek, “hepimizi patlatacaklar” diye yakınıyor. Sonuç; belli ki herkesin bildiği ve beklediği katliam yaşanıyor. Katliamın ardından madenin önünde yapılan açıklama ile “Dün, bugün ve yarın böyle şeyler olacak” diye katliam meşrulaştırılmaya çalışılırken, “kader planı” açıklamasıyla da bu kadar açık bir nedene dayanan katliamın sorumluluğunu üzerlerinden atmaya çalışıyorlar. Sözde başlatılan soruşturmanın ise sonucunu baştan bildiriyor. Soma’da 301 madencinin katledilmesi ve sonrasında yaşananlara bakıldığında, Amasra’nın ve sonrasında yaşanılacakların akıbeti görülebilir. Bu kadar mı? Elbette değil…

Ülkeyi ucuz işçi cennetine çeviren, her türlü sosyal haktan arındırılmış sefalet ücretlerine mahkûm edenler, aynı zamanda çalışma yaşamını da sermayenin ihtiyaçları üzerinden tam anlamıyla Orta Çağ koşullarına döndürmüş bulunuyorlar. Sermayenin çıkarlarına hizmet eden yasa ve mevzuatı bile iki de bir değiştirerek adrese teslim hükümler kurmak artık iktidarın gündelik işleri haline gelmiş bulunuyor. Yasalar çerçevesinde rahat hareket edemediklerinde ise yasa ve kural tanımaz uygulamalar rutini karşımıza çıkıyor. Sermayenin gözü dönmüş kâr hırsının güdülediği, insanlık dışı çalışma koşullarının yanı sıra, işçi ölümlerine de kapı aralayan bu uygulamalar ise en pervasız haliyle madenlerde uygulanıyor. İktidara geldikleri andan itibaren, tüm olanaklarını sermaye için seferber etmiş bulunuyorlar. Bunun maden işkoluna yansıması ise, her seferinde büyük bir gürültü ile duyurdukları ve tüm sorunları çözeceklerini iddia ettikleri Maden Kanunu’nun 21 kez değiştirilmesi oluyor. Her değişiklik, sorunları çözmek bir tarafa daha da ağırlaştıran, maden arama ruhsatlarının dağıtımının kolaylaştırılması, doğa ve insan sağlığını hiçe sayarak yeni maden sahalarının açılması vs. olarak karşımıza çıkıyor.

***

Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde zorunlu olarak çıkarttıkları “Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat Ve Koruyucu Sistemler İle İlgili Yönetmeliği”nin uygulanmaması, sürekli ertelenmesi yine bu işçi düşmanı iktidar bloğunun ve sermayenin gündelik ihtiyaçları için attığı adımlardan biridir. Sorunları tam olarak çözmek gibi bir içeriğe sahip olmasa da madenlerde kullanılan aletlerin modernizasyonu ve bir standardının olması şartı getiren bir yönetmelik, Türkiye gibi bir ülkede çağdışı koşullarda gerçekleşen madencilik üretimi için fazla görülüyor. Gerçekleştirdikleri yasa değişiklikleriyle, önüne gelen herkese maden çalıştırma ruhsatı verenler doğayı büyük bir yıkıma uğratırken, işçi güvenliği ve iş sağlığı için gerekli asgari önlemleri dahi “gereksiz masraf” olarak görüyor. Uygulamayı sürekli erteleyerek tam anlamıyla kitlesel işçi ölümlerine davetiye çıkartıyorlar. Madenlerde modern teçhizatı pahalı buluyor, işçileri yok pahasına ölüme gönderiyorlar.Bu bağlamda; sermaye ve sarı sendikacılığın emekçileri köle gibi gördüğü, işçi sınıfının gerçek temsilcilerinin söz hakkı olmadığı, kısaca üretenlerin yönetmediği bir düzende iş cinayetleri ve meslek hastalıkları maden emekçilerinin kaderi olmaya devam edecektir.

*Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası Genel Başkanı

Amasra’nın hatırlattığı (birgun.net)