Son asgari ücret zammından sonra Cumhurbaşkanı’ndan, – emekli bir maden işçisi olarak- bütün umutlarımı yitirdim. Fakirlere, emeklilere ve boğaz tokluğuna çalışanlara karşı bu kadar da gaddar olacağını zannetmiyordum.
Sayın Cumhur Başkanı; Hani? Sen; “İnsanı, yaratandan ötürü” severdin. Acaba bizi yaratan seni de yaratan değil mi? Diye sorasım geliyor. O nedenle de, ‘o sözlerinle Allaha ‘şirk koşuyorsun’ gibi düşünüyorum. Bu lafıma bozulma, zaten bizim, yağsız, yakıtsız, bakımsız kalmış arabalar gibi her yerimiz bozuldu. Aç kalmaya başladığımız zaman imanımız ve kafamızda bozuluyor. İş buraya kadar gelecek gibi geliyor! Gayri gerisini sen ve sermaye ortakların düşünsün.
Türk halkı geçen asırda biri içeride, diğeri dışarıda iki dünya savaşı yaşadı.
Birinci Dünya Savaşı’nda emekcilerin ve halkın çektikleri şu sözlerle anlatıldı:
İbrahim Pertev’e göre;
“Bu devlet şimdiye kadar sanatkarlarını, amelesini layiki vechile düşünmemek, doğrusunu istermisiniz, onları daima aç bırakmak siyasetini takip etmiştir. Zavallı sanatkarlarımızın, işçilerimizin, beylik fabrikalarda 15, 20 kuruştan fazla yevmiyeye nail oldukları yok. İmalat’ı Harbiyye, Seyr-ü Sefain, Tersane, şimendifer fabrikalarında amele yevmiyeleri pek düşük. Buralarda öyle ustalar varki pek muktedir, pek mahir, pek müsteid, çalışkan… yirmi, otuz, kırk yıldan beri, devlete hizmet ettiği halde yevmiyesi hala 15 ile 20 kuruş arasında!.. Hele değirmen, kömür madenleri gibi yerlerde çalışan amelemizin hali pek perişan, pek sefil… Bu zavallılara verilen yevmiye pek az. Yavan ekmeğe bile kifayet etmiyor.
Yevmiyelerin azlığından naşı her tarafta amelemiz, sanatkarımız pek acınacak bir haldedir. Bilhassa şu zamanlarda tasavvur edin. Familyası, dört, beş çoluk çocuğu olan bir usta, bir amele 20 kuruş ile çalışıyor. Gezdiğim beylik fabrikalarda görüyorum; zavallı işçilerimiz hep iskelete döndüler. Çalışmak, tezgah döndürmek değil ayakta duracak halleri yok. Zavalılar dört sene hep askerlikte istahdam olundular. Kimi 30, kimi 50, kimi 100 para ile fabrikalarda çalıştılar. Açlıkttan sefaletten inmanları gevredi. (Zafer Toprak. Türkiye’de Milli İktisat (1908-1918) 2. S: 415 Yurt Yayınları 2. Ankara 1982.)
Ameleye, sanatkara yapışan bu gaddar, bu bakımsızlık nedir, doğrusu bilemiyorım. Memurun katibin canı can da bunların ki patlıcanmı yoksa.
Tekin Alp’e göre;
Halkı, alnının teriyle geçinen say ü amel erbabını düşünmedik değil, onların işleriyle de arasıra uğraşıldı, onların esba-ı istirahatını temin için değil, bilakis, müdafaa-i hukuku için tatil-i eşgal etmelerine meydan vermemek maksadına matuf kanunlar neşrettik. Bu kanunları neşrettiğimiz zaman bizde hükümet-i avamın en yüksek derecesi mevki-i tatbikte bulunuyor, yani milletvekilleri rey-i amm ile ittihaz olunuyor ve parlemento usulu tamamen cari oluyordu. Öyle olduğu halde halkın, avamın düşmanı olan patronlar ve sermayedar sınıfların lehinde kanunlar neşrolunmuştur. (Zafer Toprak. Türkiye’de Milli İktisat (1908-1918) Yurt Yayınları 2. S: 409 Ankara 1982.)
Tanin’e göre:
Her memlekette sermayedarlarla halk arasında az çok büyük bir geçimsizlik, hatta bir adavet vardır. Çünkü elinde para, çok para gibi kuvvetli bir silah bulunan sermayedar hayat ve maişet aleminde nev’üma bir diktatör gibi hareket eder; bundan dolayı sermayedar her kuvvet sahibi gibi müstebiddir ve bu istipdat onun hem zevkini, hem de menfaatini tatmin ettiği için kendisi, zalim ve gaddar bile olur. Bütün memleketlerde daima en küçük ekaliyeti temsil eden bu müstebidlere karşı milletler uzun seneler mücadele etmişler ve nihayet maişet aleminde bir nev’i meşruiyet kazanmışlardır.
Maatteesüf, son zamanlarda memleketimiz de halkımız sermayedarların istibdatları yüzünden hayli sıkıntı çekti ve hatta diyebiliriz ki hal-i hazırda bizdeki derecesinde az kuvvetle bizdeki kadar gaddarane hareket eden sermayedarlar dünyanın hiç bir yerinde yoktur. (Zafer Toprak. Türkiye’de Milli İktisat (1908-1918) Yurt Yayınları 2. Ankara 1982. (ihtikara Karşı, tanin; 12 mayıs 1917)
İkinci Dünya Savaşı ise Türkiyenin dışında oldu bitti. Savaşa girmedik ama Milli Koruma Kanunu ile sermaye sınıfı, sanki savaştaymışız gibi emekcileri sömürdü, baskı yaptı, zulmetti. Maden ve sanayi işçilerinin anasından emdiği sütü burnundan getirdi.
1941 yılı sonunda ihtikar (Karaborsa-stokculuk) ile uğraşan ticaret erbabına nisbeten ılımlı bir dille karşı çıkan Cumhur Başkanı İsmet İnönü, 1942 yılı sonunda bu konuda çok daha sert ve dolaysız bir konuşma yapmıştır:
“Şuursuz bir ticaret havası, haklı sebepleri çok aşan bir pahallılık belası, bugün vatanımızı ızdırap içinde bulunduruyor. Bizim gördüğümüz en tehlikeli hastalık, iki seneden beri cemiyetimiz içinde Cumhuriyet Hükümetlerini muvaffak etmemek için estirilmiş zehirli bir havadır.
Acı ile hatırlamalıyız ki milletin iaşe işlerini tanzim etmek yolunda Cumhuriyet Hükümetlerinin sarftettiği gayretlere, iki seneden beri, cemiyetimiz tarafından yardım edilmemiştir. Bulanık zamanı, bir daha ele geçmez fırsat sayan eski batakcı çiftlik ağası ve elinden gelse teneffüz ettiğimiz havayı ticaret meta’ı yapmaya yeltenen gözü doymaz vurguncu tüccar ve bütün sıkıntıları politika ihtirasları için büyük bir fırsat sanan ve hangi yabancı milletin hesabına çalıştığı belli olmayan birkaç politikacı, büyük bir milletin bütün hayatına küstah bir surette kundak koymaya çalışmaktadırlar.
Üç beş yüz kişiyi geçmiyen bu insanların vatana karşı aşikar olan zararlarını gidermek yolu elbet vardır.
Devlet ve millete sövmek, milletin nevsine ve Hükümetine güvenini zehirlemek iktidarını kimseye vermemeliyiz. Ticareti ve iktisadi faaliyetlerin serbestliğini bahane ederek milleti soymak hakkını hiç kimseye, hiç bir zümreye tanımamalıyız. Hırslı politikacıların, millet idaresi üstünde dahili ve harici bir siyaset yürütmelerine asla müsaade etmemeliyiz.
İnönü’nün özel girişim hakkında bu denli sert ve sinirli konuşmasının nedenlerini, kısa zaman sonra Saraçoğlu’nun yaptığı bir açıklama göstermektedir:
“ Her tarafta ve her malda bir kıpırtı başladı. Fiyat kıpırtısı. Bu kıpırtı, dar bir zaman içinde yürüyüşe inkilap etti ve bu yürüyüş çok süratle bir koşuya ve bir koşmaya tehavvül etti ve böylece fiyatlar aldı yürüdü.” (Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945) sayfa: 520. Yurt Yayınları 12. Ankara 1986.)

Tabi ki; Liberal ekonominin görüntüsü, serbest piyasa ekonomisidir bütün bunların ortamını sağlayan. Özellikle iktidar yanlılarının vurgun düzenine dönüşür zamanla bu politika. Halka acımazlar ve iliklerine kadar sömürürler. Sermaye yanlıları zenginleştikce halk aç kalır ve huzursuz olur, isyana yönelir; tabii ki de bu düzenin sürdürülmesi için iktidar; yavaş yavaş diktatörlükten faşist diktatörlüğe kayar.
İsmet İnönü’nün ikazları kulağımıza küpe olmalıdır. Çünkü; Son zamanlarda Ülkemizde ki, yapılan talanların ve peşkeşlerin nedeni devletin çöküş sürecini hızlandırmaktır. Bu gidiş, ülkemizin “Ulusal bütünlüğüne” karşı bilinçli bir komplodur.
Görüldüğü kadar, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yöneticileri bu talan ve soyguna karşı kayıtsızlar. Ama şu unutulmamalıdır. Türk milleti “Ulus” kimliğinden gelen bir şuurla, bu yılgınlığı ve baskıları yenerek mutlaka bir kurtuluş yolu bulacaktır. Bulmalıdır da…
Erol Çatma: 05316728615

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
