Cumhuriyetin 1923-1939 yıllarını içeren kitabımın çalışmasını yapıyordum. Arşivimdeki Osmanlıca baskıları tararken gözüme bir kitap takıldı. Kitab “Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı? Başlığını taşıyordu. Merak ettim; İçeriğini okudum. Yazarın adı, Johns Mool İngiliz Profösor olarak yazılıydı. Ben çalışmama “Cumhuriyetin Kuruluşu” ismini verecekken kitap Cumhuriyetin yaşayıp yaşamayacağını sorguluyordu. Kitabı merak edip bir kaç sayfayı okurken yazarın Anadolu’da Cumhuriyetin yaşayaçağını anlatan satırlarını da okudum. Önemli bir konu da kitabıma da bilgi aktarabileceğimi düşünerek 142 sayfalık bu Osmanlıca baskıyı çevirmeye karar verdim. Önce kitabın tam künyesini bilmem gerekiyordu. Mütercimi; Habil Adem. Matbaa olarak; “Sancakcıyan Matbaası” belirtilmişti ama kitabın baskı tarihi yoktu.

Kitap içeriği bazı açıklamalardan sonra Balkan Savaşı’ndan sonraki Osmanlının durumunu açıklıyordu. Muhtemelen 1913-14 den sonradır diye düşünürken kitabı İnternetten aramaya başladım. İyi ki aramışım, kitap, “Selis Kitaplar İstanbul 2009” tanıtımıyla basılıp yayınlanmıştı. Yayınlayan olarak; İsmail Demirci, Aralık 2008 imzası vardı. İsmail Demirci’ye şükranlarımı belirtirim. İnternetten bularak bana kitabı hediye eden kişi akrabam Profösör Doktor Mustafa Gençer’dir. Beni kitabı çevirmem gibi bir zahmetten kurtarıp, nadir kitap ve kargo masrafını yaparak, -daha öncede yaptıkları gibi- bu kitabı kütüphaneme kazandırdığı için kendisine ayrıca teşekkür ederim.

Beni en fazla ilgilendiren konu kitap Birinci ve İkinci Balkan Savaşı’nın bitiminden sonra 1913 yılında yazılmasına rağmen Anadolu’da Türkiye’ nin yaşayacağını öngörmesiydi. Bu öngörüyü yaparken sadece Türk’ün tarihsel karekterinin oluşturduğu bir içgüdüye dayanmaktaydı.

Balkan Savaşı bitimi, Osmanlı aydınları için bir dönüm noktası olmuştur. Bu savaşta Balkan ve Bulgar halkının kendi ülkeleri ve bağımsızlıkları için cansiperane savaşarak sayıca kat kat fazla olan Osmanlı ordusunu nasıl yendiklerini gördükten sonra, işin aslını anlamaya çalışmışlar ve bunun asıl nedeninin “milliyetcilik” ve “ulus devlet” ülküsü olduğunu anlamışlardı. Yazarların bir kısmı bu durumu anlatırken “ Bir avuç Bulgarı, mevzilerinden söküp atamadık.” Çümlesini kullanıyorlardı. Osmanlı Balkanlardan sökülüp atılmıştı. Bir çok tarım ve sanayii arazisini kaybettikleri gibi asıl “erbabı sanaatkarlar” ve ziraiye o topraklarda kalmıştı.

Osmanlılar Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle birlik olmak istediyse de  kabul edilmedi. Özellikle Almanya ittifağına doğru itildi. Mesele Osmanlının dağılması ve petrol kaynaklarının ele geçirilmesiydi. Sonuçta Osmanlı son umudu olan Almanya ile birlikte savaşa girdi ve yenildi.

Bu kitap yazıldığı zaman Osmanlı İmparatorluğu’nun son bulacağı gözüküyorsa da, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen Alman İmparatorluğu’nun yıkılmasının yanında özellikle de, Rus İmparatorluğu’nun savaşı kazanmasına rağmen yıkılacağını kimse düşünemezdi. 1917 Sovyet Devrimi dünyanın gidişini tersine çevirdi. Tabi ki diğer bir önemli konu ise hiç yoktan var olan “Türk Devleti” idi.

1913 lerde başlıyan, önce Türkcülük akımının yarattığı sinerjinin, İttihat Teraki’nin, Teşkilatı Mahsusa’nın, İttihat Terakki döneminde kurulan sivil toplum örgütlerinin varlığı inkar edilemezse de, büyüleyici bir lider olarak ortaya çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, aşağıdan yukarıya örgütlenerek halkın desteğinden gelen bir güç, bu doğuşun ana gücüdür.

Ben bu konularda daha fazla bir şey yazmak istemiyorum. Önce şunu belirtmek istiyorum. Yukarıda ismini yazdığım kitabı okumayanlar; Düşman denilince, sadece dışarıdan saldıran orduları algılar, içeride olan Türk ve Müslüman kimlikli düşmanların, dışarıdan gelenlerden daha tehlikeli olduğunu ve bu konuda nelere maruz kaldığımızı anlayamazlar. Arapca eğitimin, Osmanlıcanın Türk dilini nasıl bozduğunu yok olma derecesine getirdiğini kavrayamazlar. Bu kitap, okuyanların Mustafa Kemal Atatürk’ün latin alfabesi ve Türkce için yaptığı devrimleri anlamalarını kolaylaştıracaktır. Özellikle gizli din taşıyanların İslam Dinini kullanarak Türklerin soyuna yabancılaşmasını, asimile olmasını nasıl sağladığını anlayacaklardır. 

Bu kitabı okuyanlar, Demokrasi adına, Avrupa Birliği ve Kobenhag kriterleriyle, batıcılık veya özgürlük söylemleriyle, ülkemizin anadokusunu düşünce çaprazlamalarına maruz bırakarak insanlarını nasıl birbirine düşürdüklerini daha iyi anlayacaklar.

Önce şunu söylüyorum; İlk önce Devlet Başkanı ve oradan aşağı doğru inen bütün devlet görevlilerinin bu kitabı okuması gerekir. Sonra bütün öğretmenler ve talebelerin bu kitabı okuyarak halka öğretmesi gerekir. Sonra; benim gibi hayatını Sosyalizm mücadelesina adamış arkadaşlarımın “Somut koşulların somut tahlili” ilkesine dayanarak bu kitabı okuması, Marx’ın Devlet kavramını daha iyi anlamalarını sağladığı gibi, bugünkü devlet yapılarının daha sinsi ve gaddar olduklarını, ülkenin uluslar ötesi sermayenin ajanları ve memurlarıyla yönetildiğini daha iyi anlamaları açısından faydalı olacaktır. Özellikle Sosyalistlerin, liberal ekonomilerde ki sınıf tanımlamalarını ve ayrışmasını, Alevilerin gizli kapılar ardında niçin öçü gibi gösterilmeye çalışıldığını daha iyi anlamak için bu kitabı okumaları lazım.

Her türlü eşleştiriye ve kötü sözüde sineye çekerek şunu da belirtmek isterim ki; Solcularımız bir çok şeyi boşu boşuna anlatarak havanda su döveceğine Osmanlı tarihinden başlayarak bu güne gelinceye kadar halkın sosyal tarihini çok iyi anlaması gerekmektedir. Bu günkü mücadele sadece sömürüye karşı mücadeleden ibaret değildir. Önce ülkemizin durumunu iyi kavramamız ve ülkemize sahip çıkmamız, Halkı kim nasıl kandırıyorsa önce onu anlatmamız gereklidir. 

Yıllarca düşünmüşümdür “Damarlardaki asil kan” anlamını. Kitap bana bu konuda ufuk açtı çünkü Türklerin tarih boyunca yaşadıklarının diğer uluslardan farklılığını ve genetik mirasını anlatıyor. Şimdi diyeceksiniz ki “Senin gibi bir TKP’li bunu nasıl söyler.”

Sizler anlamak istemiyorsunuz, TKP’yi Avrupa’da ki Türk Derneği ile Türkcü Mustafa Suphi kurdu. Ankara’da Türk Devleti kurulmadan Türk ismini bizim partimiz aldı. Partimizın isim babası Jöntürklerden gelen ve İkici Meşrutiyeti ilan eden İttihat Terakkinin Türk aydınlarıdır.

Sosyalistler için en tehlikeli sözler ilk önce söylenmesi gereken sözlerdir. Bu sözler Bruno ve Sokrates gibi insanın ölmesine neden olabilir. Bana göre tam da bu günlerde yürekli olmak gerekir. (Erol Çatma: 05316728615)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.