Türkiye, siyaset tabanının uzun süredir büründüğü sessizliği sarsan, ezber bozan bir dönemin eşiğinde. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkgün Gazetesi’ne verdiği röportajda ilan ettiği “Ok yaydan çıkmıştır, gemiler yakılmıştır” çıkışı ve “Terörsüz Türkiye” hedefindeki tavizsiz kararlılık, Ankara’da yeni bir miladın başladığını gösteriyor. Ancak siyasetin bu en üst perdeden kurduğu makro denklem, madalyonun diğer yüzünü; yani sokaktaki can yakıcı ekonomik tabloyu ve meydanları dolduran emeklilerin çığlığını akıllara getiriyor.
Tam da bu noktada, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve Meclis zemininde hazırlanan *“Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”*na yüklenen mantık devreye giriyor: Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, sadece siyasi bir rahatlama değil, ülkeyi ekonomik darboğazdan çıkaracak en köklü yapısal reformdur.
Güvenlikçi Bütçenin Ağır Faturası ve Dar Gelirlinin Sırtındaki Yük
Yıllardır ülke bütçesinin, yani vatandaşın ödediği vergilerin çok büyük bir kısmı güvenlikçi politikalara, sınır ötesi askeri operasyonlara ve çatışma zeminini ayakta tutan savunma bürokrasisine harcandı. Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle “ayak bağlarından, ağrı ve ağırlıkla geçen acıklı yıllardan kurtulmuş bir Türkiye” vizyonu, aslında bu muazzam kaynağın boşa akıtılmasının önüne geçilmesi anlamına geliyor.
Bugün açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren emeklilerin feryadı ve çarşı-pazardaki yangın, bu bütçe tercihlerinin doğrudan bir sonucudur. Eğer Türkiye, ulusal sorunu bir asayiş ve operasyon meselesi olmaktan çıkarıp demokrasiyle, eşit yurttaşlık hukukuyla çözebilirse; milyarlarca dolarlık bu devasa kaynaklar barut dumanına dönüşmekten kurtulacaktır. Güvenlikçi politikalara harcanan paraların, barış ikliminin tesisiyle birlikte doğrudan sosyal devlet harcamalarına aktarılması, emeklinin maaşına ve dar gelirlinin mutfağına doğrudan pozitif bir yansıma sağlayacaktır. Barışın toplumsallaşması ve batıdaki insan tarafından sahiplenilmesi de ancak bu “kazan-kazan” mantığının, yani barışın vatandaşın cebine gireceği gerçeğinin anlatılmasıyla mümkündür.
Risk Primi Düşen Türkiye: Ekonomik Adalet ve Yatırım İklimi
Komisyon Raporu’nda da vurgulanan “Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı” hedefi, Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere tüm ülkedeki yoksulluğu besleyen sınıfsal damarı ortadan kaldırmayı amaçlıyor. MHP Lideri Bahçeli’nin de işaret ettiği üzere, devin ayağa kalkması ve refahın peşi sıra sökün etmesi, ülkedeki demokratik olgunluğa bağlıdır.
Mesele sadece bölgesel yatırımlar yapmak değil; kayyum politikaları gibi yerel iradeyi askıya alan uygulamalara son vererek, yerel demokrasiyi güçlendirmektir. Hakların anayasal güvenceye alındığı, hukukun herkese eşit işlediği bir “Demokratik Cumhuriyet” ikliminde;
- Ülkenin uluslararası piyasalardaki risk primi (CDS) hızla düşecek,
- Yerli ve yabancı sermaye, çatışma riskinden arınmış güvenli bir yatırım alanı bulacak,
- Savunma sanayisinin faturası için harcanan milli gelir, doğrudan üretime, istihdama ve teknolojiye yönlendirilecektir.
Özetle: Barış, Soframızdaki Ekmeği Büyütmenin Tek Yoludur
Devlet Bahçeli’nin, dışarıdan gelen zaman ayarlı sabote girişimlerine rağmen İmralı çağrısının arkasında durması ve süreci “tarihi bir fırsat eşiği” olarak tanımlaması, bu dönüşümün ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Adına ister “Millî Dayanışma” diyelim, ister “Terörsüz Türkiye”; bu sürecin başarıya ulaşması silahın tamamen devre dışı kaldığı, demokratik hakların iade edildiği bir zeminden geçmektedir.
Manşetlere sığmayan ekonomik krizin, feryat eden emeklilerin ve yoksulluğun tek gerçek çıkış reçetesi, iç barışı cesaretle inşa etmektir. Türkiye iç barışını sağladığı gün, sadece siyasi prangalarından değil, sırtındaki en büyük ekonomik yükten de kurtulacak; barışın bereketi doğrudan vatandaşın cüzdanına yansıyacaktır. (Gündem Analiz / Haber-Yorum)

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
