Zonguldak işçi sınıfının amiral gemisi Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS), kritik bir tarihi eşikte. GMİS Seçim Kurulu Başkanlığı’nın Haziran 2026 tarihi itibarıyla askıya çıkardığı resmi duyurularda da görüldüğü üzere, şubelerde delege delege, maden maden yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.

Ancak sendika tarafından askıya çıkarılan resmi duyurularda ilan edilen Karadon, Kozlu, Üzülmez, Armutçuk, Amasra, Söğüt ve MTA şubelerindeki delege sayıları ile haziran ayının hemen başına sıkıştırılan daraltılmış 5 günlük başvuru takvimi, sendika bürokrasisinin seçimleri adeta yangından mal kaçırır gibi yürütme eğilimini açıkça gösteriyor. Merkez Servisleri Şubesi’nin Genel Kurulu için apar topar belirlenen seçim takvimi de kopacak bu antidemokratik fırtınanın habercisidir.

Susma Gazetesi olarak bizler, maden işçileri bu sürecin ne yalnızca mevcut genel merkez yönetiminin koltuk hesabı ne de vizyonsuz muhalif grupların kısır slogan yarışı olmasına izin vermemelidir. Daha önce GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil’in yanıtlaması için sorduğumuz fakat cevapsız bırakılan hayati soruları ve sınıfın can yakıcı yeni taleplerini, bugün delege seçimleri vesilesiyle hem mevcut yönetimin hem de muhalefetin önüne yeniden koyuyoruz. Maden işçisinin önüne sandık konulurken, ilkesel parolamız net, şeffaf ve hesapverebilir, demokratik tutum : Sendikal Birlik, Sendika-İçi Demokrasi ve Militan Eylem!

Sendikal Birlik: Bölgeciliğe, Sektör Ayrımcılığına ve Örgütlenmesizliğe Geçit Yok!

Kapitalizmin en büyük çıkarı, işçileri dilim dilim bölmek, çalışanla işsizi, Zonguldaklı ile dış bölgedekini birbirine düşürmektir. Bugün basına yansıdığı şekli ile sahada bazı odakların veya kliklerin, yasal olarak maden iş kolunda yer alan ve bentonit/kil madenlerinde çalışan dış bölge işçilerini küçümseyerek “Kedi kumcular mı madencinin kaderini belirleyecek?” şeklinde yürüttüğü ayrımcı propagandan maden işçisine yarar sağlamaz, tam tersi mevcut iktidarın ve işverenin ekmeğine yağ sürmektir.

  • Yasa Açıktır, İş Kolu Birdir: GMİS, sadece Zonguldak ve TTK’dan ibaret dar bir yerel kulüp değildir. MTA’dan Söğüt’e kadar Türkiye’nin dört bir yanında örgütlü bir sınıf örgütüdür. Yasal iş koluna uyan, maden çatısı altında ter döken her işçi bu sendikanın eşit sahibidir.
  • Çantada Keklik Görmeyin: Mevcut yönetime ve muhalefete çağrımızdır; dış bölgelerdeki işçileri sadece seçim döneminde borç kapatarak, masalar kurarak, hibe dağıtarak “seçim malzemesi” ya da “çantada keklik” olarak görmekten vazgeçin. Sendikal birlik, Zonguldak’taki madenciye ne sunuluyorsa, dış bölgedekine de aynısının eksiksiz sunulmasını gerektirir.
  • Sarmaşık Misali Saran Hemşericilik Fitnesi: Birileri hâlâ gücümüzü bölmek için mikro bölgecilik ve hemşericilik bağlarını kaşıyor. Sarmaşık misali sınıfı saran bu hemşericilik olgusunu sadece makam, mevki ve bireysel çıkar kapısı olarak görenlerin sınıf adına mücadele edecek bir amacı olamaz! Kader ortağı madenciler olarak sizi bölmek ve gücünüzü dağıtmak isteyen hemşericilik barikatlarına karşı durmak zorundasınız.
  • Tek Sendika İlkesi ve Kömür-Çelik Entegrasyonu: Maden iş kolunda sendikalar arasında tırmandırılan yapay rekabet sınıfa zarar vermektedir. Sormak gerekiyor: Her işkolunda tek sendika üzerinden tekleşerek sendikal birliği artırma ilkesi için ilkesel mücadele edilmelidir. Bütün dünyada işçi sendikaları güçlerini birleştirmeye çalışırken, aynı konfederasyon çatısı altında olunmasına rağmen Zonguldak havzasının iki dev sektörü (TTK ve Erdemir hattı) arasında neden güçlü bir ortak eylem hattı kurulmuyor?
  • Mantar Gibi Açılan Ocaklar ve Örgütlenme Hamlesi: Ülkenin her yerinde mantar gibi yeni maden ocakları açılıyor. Sendikanın görevi delege hesabı yapmak değil, bu vahşi büyümeye karşı yırtıcı örgütlenme kampanyaları başlatmaktır. Havzada ve ülkede sendikasız tek bir ocak bile kalmamalıdır!
  • Sınıf Dayanışması: Sendikal birlik, sadece kendi üyenle sınırlı kalamaz. İşli işçilerin işsiz işçilerle dayanışmasını yükseltmek, sendikanın asli görevidir. Aynı şekilde, ülkenin neresinde olursa olsun bağımsız gelişen tüm haklı işçi mücadeleleriyle yığınsal ve amansız bir dayanışma köprüsü kurulmalıdır.

Sendika-İçi Demokrasi: Derebeylikleri Yıkalım, Şeffaflığı Sağlayalım!

Devlet ve işverenler, sendika yönetimlerinde kendi kontrollerini sağlamak adına derebeyliklerin oluşmasını teşvik ediyor. Sendika binalarını adeta birer devlet dairesine çeviren, işçinin kendi evine serbestçe girip çıkmasını engelleyen bürokratik barikatlar kabul edilemez.

  • Taze Kan ve Görev Süresi Sınırı: Sendika yöneticiliği padişahlık değildir, tepede kök salma yeri hiç değildir! Seçimle gelenin, işçinin iradesine ihanet ettiği anda seçimle geri çağrılması (azledilmesi) ilkesi acilen hayata geçirilmelidir. Görev sürelerine kesin sınırlar konulmalı, tabanın taze kanı sendika yönetimlerine taşınmalıdır.
  • İşçinin İradesine İpotek Konulamaz: Kurum yöneticileri, bürokratlar veya siyasiler bu seçime ellerini uzatamaz. İşçi, işyerinde kimi temsilci görmek istiyorsa, baskıya boyun eğmeden onu seçecektir. Muhalefet yapmak isteyen gruplar, koltuk kapmaca oynamayı bırakıp tabanda bu demokratik mekanizmaları kurmak için militan bir hat örmelidir.
  • Tüzük Yenilenmesi ve Üyelerin Söz Hakkı: GMİS tüzüğünün disiplin maddeleri ve iç hukuku uzun süredir güncellenmemiştir. Değişen madenci profili ve sendikal ihtiyaçlar karşısında iç hukuku demokratikleştirecek bir adım atacak mısınız? Tabanın karar alma süreçlerine doğrudan katılabilmesi için taban meclisleri, işçi forumları, dijital oylama sistemleri veya mahalle/ocak temsilcilikleri gibi mekanizmaları hayata geçirme yönünde mevcut ve muhalif kadroların somut bir açılım programı var mıdır?
  • Mali Şeffaflık ve Katılımcılık: GMİS yönetimini ve şubelerini yönetmeye aday olan kadrolar, maden işçilerinin Amelebirliği konusundaki haklı şeffaflık talebi karşısında sessiz kalamaz. İşçinin alın terinden kesilen paralarla büyüyen Amelebirliği’nin bütçesini işçiden ne kadar gizleyeceksiniz? Amelebirliği’nin yıllık ayrıntılı bütçesi işçilerin bilgisine sunulmalı, paranın nerelere harcandığı herkes tarafından kuruşu kuruşuna bilinmelidir. İşçiler adına atılacak tüm adımlar, bizzat işçilerin arasında yapılacak tarafsız kamuoyu araştırmaları neticesinde şekillenmeli; kararlar masa başında değil, tabanın iradesiyle alınmalıdır. Sendika yönetimine aday olanlar, işçinin Amelebirliği’ndeki haklarını korumak ve bu şeffaflığı sağlamak için ne yapacaklarını derhal ilan etmelidir.

Militan Eylem: “Aynı Gemide Değiliz, Hak Verilmez Alınır!”

Bugün sendikacıların toplu sözleşmelerde ballandırarak anlattığı “yüksek ücret zamları”, yüksek enflasyon ve eriyen Türk Lirası karşısında birkaç ay içinde buharlaşan geçici tavizlerden ibarettir.

  • Sermaye ile Kardeş Değiliz: İşverenlerin tüm yaşam felsefesi kâra endeksli; İşçilerin ki  ise insanca yaşama mücadelesidir. İçtiğimiz su, yediğimiz yemek, giyindiğimiz pantolon bile aynı değilken işverenle “aynı gemideyiz” yalanına sığınan sarı sendikacılık anlayışı mahkûm edilmelidir.
  • TTK’nın Daralan Yapısı ve En Acil Sorunlar: TTK yıllardır kronikleşen norm kadro eksikliğiyle küçülüyor, üretim bilinçli olarak düşürülüyor. Yönetim ve muhalefet, kurumu ve işçi sayısını ayakta tutmak için hükümete karşı nasıl bir somut yol haritası sunuyor? İşçi sınıfına hizmet etmekten ziyade makam ve mevkilerini bireysel çıkar için kullananların, işçiyi gelişmelerden haberdar etmeyerek yaşattığı zaman ve hak kayıplarına nasıl dur diyeceksiniz?
  • Enflasyon Karşısında Haftalık Ödeme Modeli: Yüksek enflasyon kıskacında madencinin alım gücü her gün erirken, ücretlerin haftalık ödenmesi gibi doğrudan alım gücünü koruyacak ve tahkim edecek radikal modeller gündeminizde mi? Bu konuda üst konfederasyon düzeyinde bir zorlama politikanız olacak mı?
  • Özelleştirmeci Zihniyete Karşı Militan Hat: Yine basına yansıdığı şekli ile, kendi tabanına ihanet ederek “Ben GMİS’i istemiyorum, TTK özelleşsin” diyebilen şube başkanlarının varlığı, bu sendikanın ne denli büyük bir ideolojik erozyona uğradığının kanıtıdır. Muhalefetin görevi, içi boş “Yeni gelmedik, geri geliyoruz” caddelerinde yürümek değil; özelleştirmecilere karşı üretimin gücünü kullanarak militan ve yığınsal toplu eylemi örgütlemektir.
  • Emeklilere Sahip Çıkacak Siyasal Kampanyalar: Emeklilerimiz, sınıfımızın ekonomik durumu giderek kötüleşen, en mağdur edilen üyeleridir. Sendika, sadece çalışan işçinin değil, ömrünü bu havzaya vermiş emeklilerin de hakkını savunmak zorundadır. Emeklilere arka çıkacak, onları ekonomik cendereden kurtaracak kitlesel siyasal kampanyalar açmak ve bunları büyütmek yeni dönemin kaçınılmaz bir görevidir.

Üreten Biziz, Yöneten de Biz Olmalıyız!

Sınıf mücadelesinin en kilit, en hayati kavramını yeniden dalgalandırma zamanıdır. Maden işçisi sadece kömür kazan, canı pahasına yerin altına giren ama karar süreçlerinin dışında tutulan bir figür olamaz.

  • Amelebirliği Özüne, Kuruluş Amacına Dönmelidir: Maden işçisinin ürettiği, ve madencinin parasıyla yönetilen kurumları da madenci yönetmelidir ! Amelebirliği bugün ne yazık ki kuruluş amacından saptırılmış ve işçilere sadece yüksek faizli borç (ikraz) veren sıradan bir kredi kuruluşu haline getirilmiştir. Oysaki Amelebirliği; işçilerin ve ailelerinin sağlık, sosyal ve kültürel alanlarda geliştirilmesi, yaşam standartlarının yükseltilmesi için kurulmuş tarihi bir kaledir. Maden işçilerinin Amelebirliği konularındaki talepleri nettir: Biriken devasa kaynağın sadece faiz hesaplarında değil, doğrudan işçinin ve ailesinin sosyal yaşam yararına kullanılması gerekmektedir. GMİS yönetimine ve şube kurullarına aday olan tüm kadrolara açıkça soruyoruz: Amelebirliği’ni özüne döndürecek, işçinin sosyal haklarını geliştirecek somut bir projeniz var mı, yoksa buranın sadece bir “araç” olarak kalmasını uzaktan izleyecek misiniz?
  • Yöneten-Üreten İlişkisi ve Temsil: “Üreten Biziz, Yöneten de Biz Olacağız” anlayışını hayata geçirmek adına, TTK’nın yönetim kadrolarında doğrudan ocaktan gelen, üretim içindeki aktif işçilerin söz ve karar sahibi olması için nasıl bir model öngörüyorsunuz?
  • Yeşil Dönüşüm, Yapay Zeka ve Madencinin Geleceği: Dünyada küresel ölçekte kömürden çıkış ve “yeşil dönüşüm” politikaları hızla tartışılıyor. Yapay zeka ve teknolojik ilerlemeler sınıf adına olumlu gelişmelerdir; ancak bu süreç, işçilere yeni meslekler ve yeni beceriler kazandırılması kampanyasının dinamik bir parçası olmak zorundadır. GMİS’in, yarın bu küresel dalga havzanın kapısına dayandığında maden işçisinin geleceğini güvence altına alacak alternatif bir istihdam programı var mıdır?
  • Kadın Maden İşçisi ve Temsil Krizi: Zonguldak havzasında kadın maden işçisi ve sendika yöneticisi sayısı yok denecek kadar azdır. Kadınların sektörde istihdamını artırma ve sendikanın karar mekanizmalarında, yönetim kadrolarında yer bulabilmesi yönünde somut, cinsiyet eşitlikçi bir politikanız mevcut mu?
  • Doğayı Tarümar Eden Açık Ocaklar ve Ekolojik Yıkım: Havza; Erdemir, Eren Enerji, ÇATES, Filyos ve liman hatlarıyla devasa bir sanayi kuşağına döndü. Bu tesisler hava kalitesini düşürürken, bölgede kontrolsüzce açılan açık ocaklar doğayı tamamen tarümar ediyor. Sendika, bu ekolojik yıkıma karşı güçlü ve net bir sınıf tavrı geliştirmek zorundadır. Üyelerinizin ve çocuklarının sağlığını, yaşam alanlarını korumaya dönük bir izleme mekanizmanız, yürüteceğiniz bir kampanya planınız var mı?

Maden İşçisine Çağrımızdır:

Sevgili madenciler, önümüzdeki seçimlerde geleceğinizi bürokratların, bölgecilik yapanların ya da programı olmayan vizyonsuz siyaset esnaflarının insafına bırakmayın.

İnanıyoruz ki, 1990 yılında haklarını almak için Türkiye işçi sınıfı tarihine altın harflerle geçen o büyük madenci grevini ve Ankara yürüyüşünü gerçekleştiren maden işçisinin iradesi, bugün de haklarına sahip çıkmaktan geri durmayacaktır.

Mevcut GMİS yönetimi ve şubelerde yönetime aday olan tüm kadrolara karşı Susma’nın çağrısı nettir: Bireysel menfaatlerinizi gizlediğiniz kirli kulislerle, hibe vaatleriyle, hemşericilik maskeleriyle veya kuru sloganlarla değil; madencinin önüne açık, şeffaf, hesap verilebilir ve yazılı programlarınızla çıkın!

Önünüze gelen her adaya bu can alıcı soruları sorun:

“Daralan TTK’yı nasıl büyüteceksiniz? Tüzüğü değiştirip bana doğrudan karar hakkı verecek misiniz? Mantar gibi açılan sendikasız ocakları nasıl örgütleyeceksiniz? Emeklilerimiz için kitlesel bir kampanya başlatacak mısınız? Yapay zeka ve yeşil dönüşüm çağında işçiye yeni beceriler kazandıracak bir programınız var mı? Doğayı tarümar eden açık ocaklara karşı nasıl bir tavır geliştireceksiniz? Maden işçilerinin Amelebirliği konularındaki talepleri doğrultusunda, bu kurumu sadece faiz ve ikraz merkezi olmaktan çıkarıp işçinin sosyal yaşam merkezine dönüştürecek misiniz? Bu konularda tam olarak ne yapacaksınız?”

Bu sorulara somut, yazılı bir programla cevap veremeyenlerin derdi işçi sınıfı değil, sadece o koltuklardır. Sendikal birliği, sendika-içi demokrasiyi ve militan eylemi büyütmek; ürettiğimiz gibi yönettiğimiz bir düzeni kurmak bizim elimizdedir.

Sandıklara ve Geleceğinize Sahip Çıkın!

Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Beraber Ya Hiçbirimiz!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.