Kıyıcak, eski adıyla Mevrike/Mevrek, bugünün idari yapısında (2010’dan bu yana) Kdz. Ereğli’ye bağlı bir mahalledir. Mahallede 15-20 kadar bina, bunun iki katı kadar da daire vardır. Burada açılan taş ocağı ve çıkarılan taşların nakliyesi önemli çevresel sorunlara neden olmaktadır. Ancak sorunlar bununla başlamamıştır. Ege Doğa A. Ş. adlı şirket, cüruf ve taş ocağı ruhsatıyla işe koyulmuştu. Birden fazla kez mühürlenen cüruf tesislerinin nihai mühürlenmesiyle, şirket taş ocağı çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bunda, Kdz. Ereğli Askeri Limanı onarım ve dolgu projesi ihalesinden pay alması ya da ihaleden payın can simidi olarak şirketin önüne atılmasının payı büyüktür.

İçerdiği toksik ağır metaller nedeniye ekosisteme büyük zararlar veren cüruf için, iki ‘akademisyen’e hazırlatarak “cüruf zararlı atık değildir” raporu alabilen şirketin, bir hafta kadar önce Kıyıcak’taki cüruf tepesinin altında çektiğim alttaki fotoğraftaki su birikintisine ‘sulandırılmış pekmez’ raporu alması da mümkündür!

Taş ocağından dinamitlerle parçalanarak elde edilen kayaların limana götürülüş rotası, Kıyıcak mahallesinin Kavak Deresi sokağından geçmektedir. Öncelikle, taş ocağında dinamit kullanırken mahallelinin önceden uyarılmaması korkuya neden olmaktadır. Sonra, dinamit patlatılması nedeniyle meydana gelen sarsıntılar evlerde çatlaklara neden olmaktadır. Evlerdeki çatlaklar daha büyük bir korkunun oluşum ve yayılma kaynağıdır.

Kayaların ağır tonajlı damperli kamyonlarla nakliyesi mahallenin içinden geçtiği için, mahalle korkunç gürültülerin ve toz bulutlarının ortasında kalmaktadır. Her tarafa çöken toz katmanı, pencerelerin açılmasını (evlerin havalandırılmasını) engellediği gibi, çevredeki bağ bahçe işlerini de kötü etkilemektedir. Kamyonların, özellikle hızlı gitmekten kaynaklı yaydığı gürültü ise uyumayı güçleştirdiği gibi uykunun bölünmesine de sebebiyet vermektedir.

Şirketin tozu azaltmak için başvurduğu, yerleri ıslatma uygulaması ise mahalleyi çamura boğmaktadır. Mahalleli toz, gürültü ve çamur üçgenine sıkıştırılmış ve bu kötü yaşam koşullarını kabule zorlanmaktadır.

Büyük olasılıkla daha fazla sefere zorlanan kamyon şoförleri, hızlı gittiklerini inkâra yönelmekte ve aşırı gürültü nedenini bozuk damperlere bağlamaktadır. Karşı yönlerden karşılaştıklarında birbirlerini korna ile selamladıklarından ise hiç söz etmemekteler. Eylem sırasında konuştuğumuz 14 yaşındaki bir genç (Eyüp), birkaç ay önce bir kamyonun kendisine çarptığını, durma gereği bile duymadan basıp gittiğini anlattı. 

Mahallede çok ciddi sağlık sorunları görülmektedir. Gürültünün neden olduğu yetersiz ve/veya düzensiz/kalitesiz uykunun stres hormonunu etkileyerek depresyona neden olduğu bilinmektedir. Belirsizlik ile kaygıyı da buna ekleyebiliriz. Aşırı gürültü sempatik sinir sistemini sürekli uyarmakla depresyonu tetikler: Enerji düşüklüğü, odaklanma sorunu, çabuk sinirlenme… Aşırı tozun yaratacağı solunum yolları hastalıkları semptomlarını henüz göstermiyorsa bile, eli kulağındadır. Yaşlı insanların huzura en fazla ihtiyaç duydukları yaşlarda gürültü şiddetine maruz kalmaları oldukça üzücüdür. Uykusunda sıçrayan bebeklerin stres sorunları da buna eklenmelidir. Mahallelinin görüşü, kanser vakalarının da arttığı doğrultusundadır. Şirketin toz, çamur, gürültü (dakikada bir kamyon) terörüyle mahallelinin fizyolojik ve psikolojik sağlığında neden olduğu sorunların tespiti için bir sağlık taraması gerekli görülmektedir. Diğer maddi zararların yanında bunun da tazmini gereklidir.  

Mahallede yaşayanların sağlığı şirket kârına feda edilmektedir. Daha önceki eylem ve görüşmelerde kamyonların alternatif yoldan gitmesi isteğine, kamyon başına 5 litre daha fazla dizel gideri olacağı gerekçe olarak gösterilmiştir.

Bitkilerin ‘yanmaya’ başlaması cüruf zamanında başlamış, taş ocağının tozu toprağı arasında devam etmektedir. Üzeri tozla kaplı otları yiyerek beslenen ve yaşam alanları bozulan hayvanların, bu koşullardan olumsuz etkilenmediğini düşünmek imkânsızdır. Bu durum da insan haklarıyla ayrılmaz bir bütün oluşturan hayvan hakları açısından ele alınmalı, değerlendirmelerde göz önünde bulundurulmalıdır. 

Mahalleliden bize verilen bilgiye göre, kamyonlar 7/24 çalışmaktadır. Oysa gece ve hafta sonu huzuru yasalarla güvence altına alınmıştır. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği BakanlığıÇevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği’nin Dördüncü Bölümünde yer alan 10-15. maddeler sınırlamalarını açıklamaktadır. EK 2-Tablo 2’de yer alan ‘Şantiye faaliyetleri’, saat 10:00-22.00 arasında sınırlandırılmıştır. Yönetmelik, bu saatler dışında şantiye çalışmalarını yasakladığı gibi, kamyon hareketliliğini de yasaklamaktadır. (Ayrıntılı bilgi için: https://www.emrekurt.av.tr/blogs/2019/04/22/insaatlarda-santiyelerde-calisma-sureleri-ve-sikayet/

Anayasanın 20. ve 56. maddelerinde yer alan güvencelerin yanında, uluslararası hukukta yer alan güvenceler de vardır. WHO – Dünya Sağlık Örgütü Kılavuzları ile Avrupa Birliği Direktifleri bu konuya yeterince yer vermiştir. Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinden MSHUS – Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 17. Maddesi’ne istinaden, BM İnsan Hakları Komitesi, gürültüyü özel hayata saldırı olarak kabul eder.

En uygun örnek: Macaristan’da yaşayan Lajos Deés adlı bir kişi, paralı otoyola girmekten kaçınarak evinin önünden geçen kamyonları dava etmiştir. Yoğun ağır vasıta trafiği, aşırı gürültü, sarsıntı ve aşırı hava kirliliği onun yaşam kalitesini düşürmüştür. AİHM’e kadar uzanan davada, mahkeme, 9 Kasım 2010 tarihinde verdiği Lajos Deés davası (Başvuru No: 2345/06) kararında, AİHS Madde 8’i göz önünde bulundurmuştur. AİHM, “herkesin özel ve aile hayatına, konutuna… saygı gösterilmesi…” maddesine aykırı davranarak gerekli önlemleri almadığı için Macaristan devletini suçlu bulmuştur. Karara göre ‘konut hakkı’, fiziksel sınırları belli bir alana sahip olmak değil, o alanı huzur ve sessizlik içinde kullanabilmektir. 

Buraya kadar sadece bir kısmını sıraladığımız kötü çevre koşullarında yaşayan Kıyıcak sakinleri, daha önceki bütün girişimlerinin sonuçsuz kalması nedeniyle, 13 Haziran’da mahalle içinden geçen yolu kapatma kararı almıştır. Nedenlerinden bazılarının söylendiği basın açıklamasının ardından yol araç trafiğine kapatılmıştır.

Basın açıklamasında yer alan istekler şunlardan oluşuyordu: Kamyon trafiği akışının mahalle arasından kaldırılarak alternatif yola yönlendirilmesi, taş ocağında dinamit kullanılmaması ve kamyonların bozduğu yolların en kısa zamanda onarılması. Daha önce de sözlü ve yazılı olarak dile getirilen bu istekler için en son yol kesme eylemi 19 Mayıs’ta gerçekleştirilmiş.

Basın açıklamasında kritik noktalar vardır: Mahalle sakinlerinin bütün anayasal ve yasal haklarının çiğnenmesine, hak ihlallerini önlenmekle görevli kamu kurumların seyirci kalmaları; güçlerini ise, dayanılmaz hale gelen yaşam koşullarını duyurabilmek için yolu kesen mahalleliye göstermeleri. (Oysa onlardan beklenen, çok daha öncesinde şantiyenin kapısına dayanarak en azından Anayasa madde 56’ya göre davranmalarıydı.) Verilen sözlerin tutulmaması, kamu kurumlarına yakışmayan bir uygulamadır.

Çevre hakları, hukuksal açıdan bakıldığında pozitif statü hakkıdır. Özellikle Anayasa’nın 56. Maddesi üzerinden değerlendirildiğinde, çevre kirliliğini önleme, çevreyi koruma ve iyileştirme görevlerini devlete yükler. Çevre hakları, Üçüncü Kuşak Haklar /Dayanışma Hakları arasında da değerlendirilir. 82 Anayasası’nda kendine özgü bir madde olarak düzenlenmemiş olan çevreye ilişkin madde, İspanya, Rusya, Bulgaristan, Norveç gibi ülkelerde doğrudan çevre haklarını içeren maddeler halinde düzenlenmiştir.

Durum böyle olunca yasamanın buna göre düzenleme yapması, yargı ve yürütmenin maddenin gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini denetlemesi gerekir. Güvenlik güçlerine yüklenen birinci dereceden sorumluluk, bunlarla ilgilenmektir. 56. Maddeden devam edersek, devletin bu görevini yerine getirmediği durumlarda Anayasanın vatandaşa yüklediği sorumluluk çerçevesinde vatandaşın Madde’nin gereklerini yerine getirmek üzere harekete geçmesi gerekli ve meşrudur; Anayasal görev olarak!

Şirketin izinleri gözden geçirilip, taş ocağını genişletmede buna ne kadar uyduğu belirlenmelidir. Patlayıcı kullanmada en az 200 m. olması gereken emniyet mesafesine uyulup uyulmadığına bakılmalı; patlama kaynaklı titreşimlerin yapılara zarar vermemesi için verilen sınırlar içinde kalıp kalınmadığı, PGA ve PPV değerleri ölçülerek belirlenmelidir.

Anayasa’nın çevre sağlığı ve korunmasını Devlet ve vatandaşa eşit olarak yüklediği 56. maddesini, uyması için Devletin vatandaşa gösterdiği durumlar var mıdır? Bu maddenin her defasında vatandaş tarafından Devlete gösterilmesi düşündürücü değil midir?

Son olarak: “Siz bize yazın, biz haber yaparız” gazeteciliği, eksik, yanlış ve yalan haberciliğe neden olmaktadır. Kıyıcak üzerine çıkan haberlerde bunların üçünü de görmek mümkündür. Gazete bürosunda oturarak haber bekleyen, kendisine verilen bilgilerin doğruluğundan asla emin olmamalıdır. Yalan yanlış bilgi vermek yerine hiç haber yapmamak daha ahlaki görülmelidir. Sonuçta zarar gören bu haber merkezlerinin itibarı olur. Ekoloji ve çevre mücadelesi tekel alanı olmadığı gibi, psikolojik tatmin alanı da değildir!

Güngör Şenkal (İnsan Hakları Yöneticisi)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.