Özgün Utku, CHP İzmir İl Kadın Kolları Eski Başkanı
“ABD Büyükelçisi Tom Barrack, Nisan ayında Antalya Diploması Formunda Ortadoğu’da demokrasilerin başarısız olduğunu iddia etti. “Ya müşfik monarşiler ya da bir çeşit monarşik cumhuriyetler başarılı oldu, kalan her şey soldu ve buhar oldu” dedi. (Hâlbuki tüm demokrasi girişimlerini ABD ve diğer emperyalistler engellemeye çalıştı, çalışıyor) Yani, ABD Ortadoğu’da halkların karar mekanizmalarında sözü olacağı demokrasiyi değil monarşi istiyor.
Tump, son olarak damadının Arnavutluk’la ilgili hayallerinin, Arnavutluk halkının karşı oluşuyla nasıl kâbusa döndüğünü yaşadı ve gördü. Demokraside halk ne yapar, monarşide başına ne gelir, biz de öğrendik. Tom Barrack, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun bu konuda aynı cümleleri kurması size de aynı başlıkla çıkan yandaş basını hatırlatıyor mu?
Demek ki demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden vazgeçeceğiz. Bunun için bizi bekleyen yönetim biçimini ortaya koyup sorgulamamız gerekir öncelikle. ”
Geçen yazımızda Osmanlı’da eğitimin geldiği son ortamı sorgulamıştık; bu kez tarımını sorgulayacağız.
Osmanlı’da tarım (internetten)
“1910 yılında Osmanlı’da tarım, nüfusun yaklaşık % 80-90’nının geçim kaynağı ve Osmanlı Tarım Ekonomisi 1840-1910 çalışmalarına göre ekonominin belkemiğiydi. Sektörde geleneksel yöntemler hâkimdi; üretim büyük ölçüde insan ve hayvan gücüne dayanıyordu.
Anadolu’nun tarımsal yapısına dair öne çıkan özellikler şunlardır:
. Ürün deseni: Toplam üretimin % 60’nı tahıllar(buğday, arpa, çavdar, darı) %23’ünü hayvansal ürünler ve % 10’unu bağ- ürünleri oluştururdu. Pamuk, tütün, afyon ve susam gibi sanayi bitkileri ise önemli nakit kaynaklarıydı.
. İlkel yöntemler ve verim: Ülke genelinde saban kullanımı yoğundu ve çoğunlukla el orakları ile hasat yapılıyordu. Tohum birimi başına alınan hasıla-verim düşüktü ve modern tarım makineleri kısıtlı bölgelerde kullanılıyordu.
. Tarımsal eğitim: Modern tarım tekniklerini yaygınlaştırmak amacıyla Osmanlı’da modern zirai eğitime genel bir bakış kapsamında ilk eğitim kurumları kuruldu. Bu dönemde kurulan Osmanlı’da tarımsal girişimcilik oluşturma çabaları (1880-1914) doğrultusunda Halkalı Ziraat Mektebi gibi okullar öne çıktı.
. Vergi Sistemi: Tarım ürünü miktarı üzerinden onda bir oranında alınan- öşür- vergisi, devletin en büyük gelir kalemlerinden biriydi.
. İstatistik ve kayıtlar: Dönemin yönetimi tarımdaki verimliliği artırmak ve kayıt altına almak adına tarım ve orman istatistikleri yaygınlaşmaya başlamıştı.
Ziraat Mektepleri ve Çocuklara Yönelik Tarımsal Eğitim Çalışmaları
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk ziraat mektebi 1847’de açılıp 1848’de eğitime başlamış olsa da eğitime başlamasının üzerinden 2 yıl sonra okul mekânı tedarik edilmediği için 1851’de kapatıldı. İstanbul’daki zirai eğitim çabalarında 1891’de Halkalı Ziraat Mektebi’nin açılmasıyla somut bir sonuca ulaşıldı. Halkalı Ziraat Mektebi sonrasında Türkiye’nin en kalıcı iz bırakan “Ziraat Yüksek Okulu” niteliği kazandı. Bu kapsamda Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul’un yanı sıra Edirne, Selanik, Ankara ve Bursa’da ziraat mektepleri açıldı. Ayrıca son dönemde Adana, Hama, Sivas, Diyarbakır ve Kastamonu’da ziraat mektepleri açılarak orta ve lise seviyesinde ziraat eğitimi verilmeye başlandı.
Yurtiçinde açılan ziraat mekteplerinin yanı sıra mekteplerden seçilen çocuklar yurtdışına ziraat tahsili için gönderilmeye başlandı. Ziraatta ülke ve dünya şartlarını bilen yetişmiş insan gücüyle ziraat hamlesi hedefine daha kolay ulaşılacaktı. Bu amaçla Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerine öğrenci gönderilmesi esas kabul edildi. 1881 yılından itibaren yurtdışına gönderilen öğrenciler asla kendi haline bırakılmıyor, üniversite ya da okul müdürlükleri tarafından durumları dikkatle takip ediliyordu. (Ziraat Gazetesi 1881, sayfa 36)”
Ne kadar geri kalmış, ne kadar cahil ve ne kadar asalak bir toplum olmuş Osmanlı halkı. Şehirlerde yaşayanlar köylüyü sömürüyorlar, devlet köylüyü askeri alanlarda kullanıyor, öşür vergisiyle hiçbir şey vermeden köylüyü sömürüyordu. İmamlar ibadeti Arapça yaptırıyor, hiçbir ahlaki bilgi vermiyorlar, devletin ve azınlıkların yanlışlıklarını görmezden geliyorlardı. (Üçüncü dereceye kadar akrabaların evlilikleri yanlıştır diyen Kuranı Kerim ayeti bile 8 seneye kadar uygulanmamış; Almanya’da değişiklik olunca Medeni Kanun’da değişiklik yapılarak hayata geçirilmiştir. Çünkü yakın akrabalık evliliklerinde doğan çocuklar sakat olabiliyorlardı. Tabii, Osmanlı’da padişahlar devşirme kadınların çocukları, sadrazamlar devşirmelerden, vezirler, subaylar ve memurlar devşirmelerden olabiliyor ve köylüler Türklerden olduğundan hiç değerleri olmuyordu. Onlardan sadece savaşan askerler oluyordu.
1910 yılında Almanya’da tarım sektörü (İnternetten)
“. 1910 yılında Almanya’da tarım, sanayileşmeye rağmen nüfusun çoğunluğunu istihdam eden ve ülke nüfusunu besleyen kilit bir sektördü.
Sektör modernleşme süreçleri geçiriyor, bilimsel yöntemler kazanıyor ve toplam istihdamdaki ağırlığı düşerken mutlak çalışan sayısı zirveyi görüyordu. 1910 yılında tarımda çalışan insan sayısı yaklaşık 10.5 milyon kişiydi.
. Bilimsel ve akademik gelişmeler: Tarım faaliyetleri geleneksellikten çıkarak bilimsel temellere oturuluyordu. Örneğin: 1910 yılı civarında maliyet muhasebesi ve tarımsal işletmecilik üzerine Friedlich Aerobone gibi isimler öncü-teorik çalışmalar ortaya koydu.
. Üretim deseni: Çavdar, yulaf, patates gibi ürünler ön planda olmak üzere hayvancılık ve şeker pancarı ekonomiye büyük katkı sağlıyordu.
. Mekanizasyon ve Gümrük politikaları: Sanayi devriminin getirdiği teknik imkanlar tarıma entegre edilmeye başlamıştı ve 20. yüzyılın başlarında modern tarım makineleri üretiminde de dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olma yoluna girmişti.”
Yerel haber
Susma Gazetesi’nde okuduğum bir haberde, Dedeman Oteli Karaelmas Salonu’nda gerçekleşen ve başlığı “Kömürün Başkentinde Ekonomik Rönesans Çanları: Marka Zonguldak Konferansı Gerçekleşmiş” toplantı olduğunu öğrendim.
Toplantıya Zonguldak’taki banka şube müdürleri, ana sponsor Eren Enerji yetkilileri, Zonguldak ili TSO Odaları başkanları, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, BAKKA, TKDK ve Zonguldak Teknopark yönetimleri, MÜSİAD, ZONSİAD, ZONDEF yetkilileri katılmışlar. Hepsini kutluyorum.
Yatırım hedeflerinde ise gastronomi, kültür ve sanat ile sosyal Rönesans, küresel turizm, çağdaş meslek okulları, varmış. Yolları açık olsun.
Yalnız bir eksik gördüm! Halk yok gibi…
Bu konuda daha önceleri öneride bulunmuştum. Zonguldak merkezinde ve tüm ilçelerde birer “halk yatırım kooperatifleri” kurmak. Kurulacak bu yatırım kooperatiflerinin binlerce(10-20-30-40 bin) ortağı olacak ve bu kooperatifler birikimleri ile kurulacak yatırımlara destek vereceklerdir. Böylece tüm Zonguldak halkı geleceğine sahip çıkma olanağı bulacaktır.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
