(internetten)

 “1910 yılında Osmanlı hukuku: Örfi şeri ve batı kaynaklı kuralların bir arada uygulandığı çok hukuklu bir yapıdaydı. İttihat ve Terakki’nin gölgesindeki bu dönemde, özellikle 1909 Anayasa değişiklikleriyle temel hak ve hürriyetler genişletilmiş, hukuk eğitimini standartlaştırmak adına kurumlaşma adımları hız kazanmıştır.

1910 yılında Osmanlı Hukukunun Genel Görünümü:

1-        Hukuki çift başlılık/Düalizm):

a)        Şeri Hukuk: Aile, miras ve vakıf alanlarında İslam hukuku kuralları geçerliydi.

b)        Nizamiye Mahkemeleri: Batı Hukuku: Ticaret ve ceza davaları gibi alanlarda Fransız kanunlarından esinlenerek hazırlanan kanunlar uygulandı. Din ve etnik farklılıkları dengelemek amacıyla karma mahkemeler de mevcuttu.  

2-        Anayasal Düzen:

1876 tarihli Osmanlı Anayasası Kanun-i Esasi, 1909’daki kapsamlı değişikliklerle birlikte yürürlükteydi. Padişahın yetkileri sınırlandırılmış ve sansür kaldırılmıştı.

3-        Temel Kanunlar:

a)        İlk Medeni Kanun olan Mecelle-i Esasi, 1909’daki kapsamlı değişikliklerle yürürlükteydi. Padişahın yetkileri sınırlandırılmış, parlamenter sistem güçlendirilmiş ve sansür kaldırılmıştı.

b)        Ceza ve ticaret alanlarında ise Fransız mevzuatından örnek alınarak 1850 tarihli Ticaret Kanunu ve 1858 tarihli ceza Kanunnamesi yürürlükteydi.

4-        Kurumlaşma ve Akademik gelişmeler:

a)        Yüksek düzeyde hukukçu yetiştirmek amacıyla Mekteb-i Hukuk eğitimi veriliyor, hukuk alanındaki ilk mesleki sivil örgütlenme ve cemiyetleşme teşebbüsleri bu dönemde yoğunlaşıyordu.

b)        Kanunların toplandığı resmi yayın olan Düstur ve mahkeme kararlarını duyuran Ceide-i Mehakim gibi yayınlar hukuk sisteminin işleyişini düzenliyordu.

Almanya’da 1910 yılında hukuk       

1910 yılında Almanya, 1 Ocak 1900’de yürürlüğe giren ve Cermen gelenekleri ile Roma Hukuku sentezi olan BGB adli Medeni Kanunun ilk on yılını yaşıyordu. Hukuk sistemi Kara Avrupası (Roma Hukuku) temeline dayanan, içtihatlardan ziyada yazılı kurallara ve kanunlaştırmaya sıkı sıkıya bağlı yapıdaydı.

1910 Almanya’sı Hukuk Sisteminin Önemli Özellikleri

1-        BGM Devrimi:  Almanya’da eyaletlere göre değişen, dağınık hukuk yapısı sona ermiş, ülke genelinde Medeni Kanun(BGB) uygulanmaya başlamıştı. Bu dönemde BGB, modern özel hukukun en gelişmiş örneği olarak kabul ediliyordu.

2-        Pandect Hukuku ve Kavramcılık: BGB; biçimsel kesinliği ön planda tutan Roma kaynakçılığını modern ticaret ve sanayi toplumuna uyarlayan son derece soyut ve sistematik kavramlara dayalıydı.

3-        Ataerkil Aile Modeli: 1910 yılında BGB’nin aile hukuku hükümleri katı şekilde cinsiyet eşitliğini yansıtıyordu. Yasal olarak ailenin reisi koca olarak kabul ediliyor, kadınların yasal ehliyetleri miras/mülkiyet hakları koca ve babaların vesayeti altında bulunuyordu.

4-        Ceza Hukuku Sistemi: Federal düzeyde birleştirilmiş ceza hukuku 1874 yılında yürürlüğe giren Alman Ceza Kanunu ile düzenleniyordu.

5-        Anayasal Yapı (Monarşi) : 1871 Anayasası yürürlükteydi. İmparatorluk geniş yürütme yetkisine sahipken, şansölye(başbakan) doğrudan imparatora karşı sorumluydu. Yasama organı olan Reichstag halk tarafından seçilmekteydi.

6-        İdari ve Siyasi Özellikler: Hukukun üstünlüğü ilkesi idari yasa alanında gelişmeye başlamış olsa da, otoriter devlet gelenekleri ve militarizm sosyal sınıflar arasındaki hukukta ve işçi hukuku düzenlemelerinde kendisini hissettiriyordu.”

1910 yılındaki hukuk uygulamaları açısından karşılaştırdığımızda her iki devletin hukuk yapı uygulamalarının birbirine çok yakın olduğunu görüyoruz. Osmanlı’da etnik ve dinsel farklılıklara göre kurallar varken Almanya’da eyaletlere göre olan değişiklikler kaldırılmış tek hükümlere göre düzenlemelere geçilmiş, Osmanlı’da ise Medeni Kanun açısından var olan dini ve etnik farklılar sürdürülmüş, diğer yasalarda uygulamalar tek çatı altında toplanmıştır. Padişahın yetkileri ise sınırlandırılmış, parlamenter sistem güçlendirilmiştir.

Xxxxxxxxxxxxxxxx

Peki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde bugünkü şartlarda hukuk nasıl uygulanıyor. 2017 yılına kadar çağdaş, medeni bir uygulama varken nasıl bir ortama geçtik?

  1. Cumhurbaşkanının yetkileri tüm kuvvetlerin üzerine çıkarıldı. Kanun hükmünde kararnameler çıkarabiliyor, hükümetin başkanı ve tüm bakanlar TBMM dışından olabiliyor, Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısının çoğunluğunu belirleyebiliyor, TBMM’deki partisi seçebiliyor, iktidar partisi başkanlığını sürdürebiliyor, Hâkimler ve Savcılar Kurulu

üyesinin tamamını kendisi ve TBMM’deki partisi seçebiliyor.

Böyle bir güç ve yetki Osmanlı padişahında bile yokmuş.

  • Bu yetkilere bağlı olarak asgari ücretlilerin ücretleri bugün açlık sınırının 4’te üçüne geriledi, emekli maaşlarının tabanı açlık sınırının yarısında, tekstil sanayi, ayakkabı sanayi batakta, demir çelik sanayi sıkıntıda, dış borçlar 25 yılda 4 kattan fazla artmış, eğitim bilimsellikten dinselliğe dönmüş, işsizlik oranı yüzde 35, 600 binden fazla genç iş bulmak için yurt dışına göç etmiş, maden diye tarlalarımızın altı oyulmuş, oyuluyor, otomobil sayısı 23 yılda 5 kat artmış ve bankalara 40 milyon kişinin borcu var.
  • 2002 yılında hapishanelerdeki vatandaş sayısı 59.429 olup 34.808’i hükümlü, 26.621’ise tutuklu. 2025 yılında ise toplam sayı 401.519, 356.878’i hükümlü ve 64.705’i tutuklu. Demek ki bu dönemde toplam kişi sayısı 6,76 kat artmış görünüyor. Sonuç olarak şöyle bir soru sorabiliriz: Bu 6,76 kat artışın sorumlusu kim? Yürütmeler ve TBMM değil mi? 

İşte, böyle böyle Osmanlıya geri dönüyoruz. ABD Büyük Elçisi Tom Barrack Osmanlıya dönmemizi önermede geç bile kalmış…

       


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.