20 Eylül 2026’da gerçekleşen Berlin Eyalet Seçimleri hem Almanya’nın genel siyasi dengeleri hem de başkentin dinamikleri açısından oldukça dikkat çekici kırılmalara sahne oldu.
Sandık sonuçları, merkez siyasetteki erimeyi ve tabandan yükselen alternatif hareketlerin gücünü bir kez daha ortaya koydu.
Seçimin en net kazananlarından biri, Türkiye kökenli aday Elif Eralp liderliğinde sandıktan birinci parti olarak çıkmayı başaran Sol Parti (Die Linke) oldu.
Konut krizi, artan kiralar ve yaşam maliyetleri etrafında şekillenen kampanya; barınma hakkı talebini odağına alarak geniş bir genç ve göçmen seçmen kitlesini harekete geçirdi.
Bu durum, partinin Almanya genelinde olmasa da Berlin özelinde ciddi taban karşılığı bulduğunu gösteriyor.
Dün gerçekleşen eyalet seçimleri, sadece Almanya için değil, aslında tüm Avrupa ve hatta bizim gibi siyasetin yönünü takip eden herkes için ezber bozan sonuçlar ortaya koydu.
Yıllardır ne izliyorduk?
Sandıktan çıkan her sonuçta eriyen merkez partiler ve boşluğu korku diliyle dolduran aşırı sağın yükselişi…İşte tam bu sıkışmışlığın ortasında, Berlin sandığından ezberleri unutturan bambaşka bir ses yükseldi.
Sol Parti adayı, Türkiye kökenli Elif Eralp partisini birinci çıkararak tarihi bir başarıya imza attı.
Peki nasıl oldu bu?
Ülkemizdeki her sorumlu yurttaşın ortak kaygısı neyse, Berlin’deki seçmenin kaygısı da oydu: Barınma krizi, fırlayan kiralar, artan hayat pahalılığı ve adalet arayışı…
Elif Eralp ve ekibi, siyasetin o yüksek, steril ve bol vaatli dilini bir kenara bıraktı. “Büyük devlet meseleleri” illüzyonuna sığınmak yerine doğrudan insanın en temel hakkına, barınma hakkına odaklandı. Kentin kılcal damarlarına indi; “Bu şehirde nasıl yaşayacağız?” sorusuna somut, anlaşılır yanıtlar verdi.
İşte “Yeni Nesil Siyaset” dediğimiz şey de tam olarak bu!
Seçmen artık fildişi kulelerden ders veren siyasetçi istemiyor. Karşısında kendi hayat hikayesini görebildiği, doğal ve samimi bir temsil arıyor.
1980 darbesi sonrası Almanya’ya iltica etmiş sendikacı bir ailenin çocuğu olan, yıllarca mülteci ve insan hakları hukuku alanında avukatlık yapan Eralp; savunduğu haksızlıkları teorik kitaplardan değil, bizzat kendi hayat mücadelesinden biliyor.
Göçmen kökenli bir genç kadının kapsayıcı dili; gençleri, kent yoksullarını ve göçmenleri aynı adalet talebinde buluşturabildi.
Aşırı sağ ve milliyetçi hareketlerin en büyük yakıtı nedir? Korku, öfke, ötekileştirme.
Bugün geleneksel siyasetin düştüğü en büyük tuzak, aşırı sağın açtığı o mayınlı alanda onun dilini taklit ederek oy devşirmeye çalışmaktır.
Oysa Eralp’in zaferi bize gösterdi ki; korkunun karşısına umudu, nefretin karşısına kent dayanışmasını koyduğunuzda o karanlık dalga kırılabiliyor.
Berlin seçimleri bize alternatifsiz olmadığımızı hatırlattı. Siyaset, soyut laf kalabalığını bırakıp halkın gerçek krizlerine dokunduğunda yeniden anlam kazanıyor.
Elif Eralp’ın açtığı bu kulvar, sadece Berlin’i yönetmekle kalmayacak; önümüzdeki dönemde yeni nesil siyasetin nasıl yapılması gerektiğine dair de taze bir model sunacak.
Almanya ve Türkiye’yi, bu ülkelerdeki siyaset kurumlarını kıyaslamak değil elbet amacımız.
Ekonomisi, hukuk sistemi, hak ve özgürlükler konusundaki yasal ve toplumsal duyarlılıkları bizden çok farklı olmasına karşın emek-sermaye çelişkileri ve yoksul halkın sorunlarında pek farklılık yok.
Dış güçler, derin devlet, acımasız kapitalist sistemin dayatmaları ve baskısını bahane ederek “bu iktidar değişmez” kolaycılığına meyleden Türkiye’deki muhalif seçmenlerin Berlin seçimlerinden ve bir göçmen ve üstelik kadın olarak Elif Eralp’ın bu olağanüstü başarısından ders almaları gerekir.
Nasıl Sol Parti bu başarıyı tek başına sağlamadıysa, ülkemizde de yıllardır tek adam rejimiyle mücadelede tek bir partinin başarılı olması mümkün değildir.
Bu nedenledir ki, tüm dünyada uygulanmaya çalışılan Yeni Nesil Siyasetin Türkiye’de başarılı olabilmesi için barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan tüm muhalif kesimlerin iktidar odaklı bir güç birliğini gerçekleştirmeleri yaşamsal bir zorunluluktur.
Anadolu’nun bağrından çıkmış bir Türk kadını sağ siyasetin en güçlü olduğu bir ülkede, Almanya’nın Berlin eyaletinde üstelik de Sol Parti’nin başbakan ve aynı zamanda belediye başkan adayı olabiliyorsa bizim ülkemizde niye olmasın?
Yükselen milliyetçi ve ırkçı akımlara inat ülkemizde giderek iktidara yürüyen muhalif demokratların birlikteliğini örgütlemek adına tüm sorumlu yurttaşlara büyük görevler düşmektedir.
Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir dönemde otokratik rejimler bu kadar uzun süre iktidarda kalmadıkları gibi ülkemizde artık rüzgar emekten, barıştan yana esmekte.
Bu rüzgarın getireceği barış ikliminde eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşayabilmek umuduyla.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
