Zonguldak’ta düzenlenen 24. Uluslararası Kömür Kongresi’nde konuşan maden davalarının takipçisi Avukat Melike Polat, facia davalarında sermayeyi koruyan “kaza” ve “kader” paravanını yerle bir etti. Amasra davasında bir madenci eşinin “Eşimin kaderi ölmek değilmiş; ben şimdi bu bilgiyle nasıl yaşayacağım?” sözlerini salona taşıyan Polat, riskleri bilerek üretimi sürdürenlerin cinayete imza attığını vurguladı.
Zonguldak Dedeman Otel’de gerçekleştirilen 24. Uluslararası Kömür Kongresi kapsamındaki “Maden Facialarının Anatomisi; Nedenler, Sektöre Etkileri ve Sosyal Travmalar” paneli, maden katliamlarının ceza yargılamasındaki kirli çarklarını deşifre eden bir tanıklığa sahne oldu. Panelde söz alan maden davaları vekili Avukat Melike Polat, işletmelerin ve denetçilerin tehlikeyi teknik raporlarda açıkça görmelerine rağmen çarkları durdurmadığını, bunun hukuk dilindeki karşılığının cinayet olduğunu ifade etti.
“Riskleri Gördüler, Para İçin Durmadılar: Bunun Adı Bilinçli Öldürmedir”
Maden ocaklarındaki sensör kayıtlarının ve teknik verilerin katliam gelmeden önce defalarca alarm verdiğini hatırlatan Av. Melike Polat, üretimin durdurulmamasının bilinçli bir tercih olduğunu söyledi:
“Riskleri görmüşler, öngörmüşler fakat ya tamamen yetersiz önlemler almışlar ya da göz göre göre kayıtsız kalmışlar. Tehlike çanları çalarken üretim devam etmiş ve ocağa inen emekçiler yaşamını yitirmiş. Biz hukukta buna ‘bilinçli öldürme’ diyoruz. Çarklar dönsün, şirket para kazansın diye yaklaşan felakete kayıtsız kalınıyorsa, burada kimsenin kişisel mazereti ya da niyeti sonucu değiştirmez. İnsan canı üzerinden sağlanan kâr hırsına kaza kılıfı giydirilemez.”
“Eşimin Kaderi Ölmek Değilmiş”: Bir Madenci Eşinin Kahreden Uyanışı
Faciaların ardından ailelerin maruz bırakıldığı “kader ve fıtrat” telkinlerinin adliye koridorlarında nasıl çatladığını anlatan Polat, Amasra Maden Faciası duruşmalarında yaşadığı sarsıcı bir diyaloğu salondakilerin yüzüne çarptı:
“Amasra davasındaki bir duruşmanın çıkışında müvekkilim olan madenci eşi yanıma geldi. Gözlerimin içine bakarak, ‘Ben inancım gereği bunun kader olduğunu, eşimin eceliyle öldüğünü sanıyordum. Duruşmada sizi, teknik raporları dinledikten sonra anladım ki eşimin kaderi ölmek değilmiş… Önlem alınsa yaşayacakmış. Ben şimdi bu kahredici bilgiyle nasıl yaşayacağım?’ dedi. İşte ailelerin asıl travması burada başlıyor. Yargılamadan beklenen sadece göstermelik cezalar değildir; geride kalan eşler, yetimler ve analar hakikatin ne olduğunu bilmek istiyor. Gerçek açığa çıktıkça da ‘fıtrat’ yalanı çöküyor, yerini haklı bir öfke ve adalet mücadelesine bırakıyor.”
Maden facialarının ardından yürütülen adli süreçlerin son derece karmaşık teknik detaylarla boğulmak istendiğine dikkat çeken Polat, bilirkişi müessesesinin hayati bir sorumluluk taşıdığını belirtti:
“Maden yargılamaları teknik labirentlerle dolu; ailelerin, hatta mahkeme heyetlerinin anlamakta zorlandığı bir dille yürütülüyor. İşte tam bu noktada dürüst, bağımsız ve bilimin safındaki bilirkişi raporları hayatidir. Soma’da da Amasra’da da katliamın üzerini örtmek isteyen mekanizmayı kıran yegâne güç, bu teknik verilerin namuslu bir biçimde çözümlenmesi olmuştur. Hakikati yerin yüzlerce metre altından çıkarıp mahkeme kürsüsüne koyamadığınız sürece cezasızlık düzeni işlemeye devam edecektir.”
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.