Zonguldak’ta düzenlenen 24. Uluslararası Kömür Kongresi’nde maden facialarının anatomisini çıkaran Prof. Dr. Nuri Ali Akçın, sektörü esir alan cezasızlık kültürünü, taşeronlaşmanın yarattığı vahim tabloyu ve içi boşaltılan denetim mekanizmalarını sert sözlerle eleştirdi. Akçın, faciaların fıtrat ya da kaçınılmaz bir kader olmadığını vurgulayarak, “Yargıda bir sığınak haline getirilen ‘kaçınılmazlık’ kavramı asla kabul edilemez” dedi.
Dedeman Otel’in lüks salonlarında süslü sunumlar ve teknik raporlar havada uçuşurken, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜN) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuri Ali Akçın, maden ocaklarında can veren işçilerin ve havzanın kanayan yarasının sözcüsü oldu. “Maden Facialarının Anatomisi; Nedenler, Sektöre Etkileri ve Sosyal Travmalar” panelinde konuşan Akçın; kaza denilip geçilen katliamların perde arkasındaki sistemsel ihmalleri, taşeron ve rödövans soygununu, çökertilen eğitim kurumlarını ve ceza davalarındaki aklama mekanizmalarını bir bir teşhir etti.
“Kaçınılmazlık” Zırhı Yargıda Kabul Edilemez
Faciaların anlık birer talihsizlik değil, uzun bir ihmal ve denetimsizlik zincirinin kaçınılmaz bir “sonucu” olduğunu vurgulayan Akçın, facia davalarında sorumluları aklamak için bir zırh gibi kullanılan hukuki kılıflara işaret etti:
“Tasarımdan işletmeye, teknik elemandan ocaktaki işçiye kadar uzanan zincirde her şey insan hatasına ve ihmale dayanıyor. Ne yazık ki hukuki süreçlerde bir kaçış noktası, bir can simidi gibi kullanılan ‘kaçınılmazlık’ kavramı ortaya atılıyor. Ceza davalarında böyle bir gerekçe asla ve asla kabul edilemez.”
Taşeron Düzeni ve “Ne Halleri Varsa Görsünler” Vurdumduymazlığı
Havzada kangrene dönen rödövans ve taşeronlaşma sistemini sert bir dille eleştiren Prof. Dr. Akçın, aynı ocakta çalışan işçiler arasındaki ayrımcılığa dikkat çekti. Kamu kurumunun kendi sahasında taşerona açtığı alanlarda denetimi tamamen elden bıraktığını belirten Akçın, şu çarpıcı tespitte bulundu:
“Aynı havza, aynı hava, aynı elektrik kullanılıyor… Kurum kendi personeline sıkı denetim uygularken, sıra taşeron çalışanlara geldiğinde onlara adeta üvey evlat muamelesi yapılıyor. Zihniyet şu: ‘Onlara orayı verdik, ne halleri varsa görsünler!’ Bu anlayış açıkça facialara davetiye çıkarmaktır, ölüme göz yummaktır.”
Kozlu’dan Karadon’a: Raporlar Rafa, Canlar Toprağa
Madencilik tarihinde derin yaralar açan facialardan ders çıkarılmadığının altını çizen Akçın, Kozlu ve Karadon katliamları arasındaki ürkütücü benzerlikleri hatırlattı. Gelişmiş sensörlerin ve ölçüm cihazlarının dahi zihniyet değişmedikçe tek başına hayat kurtaramadığını belirten Akçın, ihmal zincirinin kırılmadığı her an yeni bir facianın kapıda olduğunu kaydetti:
“Madenlerde altı farklı sensörle gaz ölçümü yapılıyor. Süreçleri izliyoruz sanıyoruz ama en çok bildiğimizi zannettiğimiz yerlerden darbe yiyoruz. Grizu patlamasının ardından gelen kömür tozu patlamaları birer kurşun gibi ahşap tahkimatlara saplanıyor. Demek ki mesele sadece cihaz koymak değil; zincirleme ihmalleri ortadan kaldırmadığınız sürece bu yıkım kaçınılmaz oluyor.”
Eğitimin İçi Boşaltıldı, Kurum Hafızası Tasfiye Edildi
Sektördeki güvenlik zaafının temelinde liyakatin tasfiyesi ve mesleki eğitimin içinin boşaltılması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akçın, TTK’nin geçmişteki birikiminin nasıl heba edildiğini şu sözlerle anlattı:
“Eskiden Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun İnsan Gücü Eğitim Müdürlüğü vardı; bu alanda Türkiye’nin bir numarasıydı. Ne yaptık? Tüm bu yerleşik, köklü sistemleri bozduk. İşi testlere, karmaşık ve anlamsız modüllere boğduk, eğitimin içini tamamen boşalttık. Bugün ne denetimi yapanın ne denetleyenin ne de ocakta kazmayı vuran işçinin niteliğini güvenceye alabiliyoruz. Emniyet mühendisliği dinamik ve tecrübeli kadrolara verilmesi gerekirken etkisizleştirildi. Sistemi ayağa kaldıracak tek şey var: İnsan hayatını önceleyen liyakat ve nitelik.”

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
