Zonguldak’ta düzenlenen 24. Uluslararası Kömür Kongresi’nde konuşan İş Hukuku ve Çalışma Ekonomisi Uzmanı Av. Dr. Murat Özveri, Türkiye’deki işçi ölümlerinin Sakarya Meydan Muharebesi kayıplarını aştığını vurgulayarak cezasızlık zırhını ve sermaye düzenini sert sözlerle teşhir etti: “Yargı cezasızlık ve rıza üretmek üzerine kurulu. Türkiye’de kurallı bir sömürü dahi yok; yaşanan şey tam anlamıyla emeğin ve canın yağmalanmasıdır.”

Zonguldak Dedeman Otel’de gerçekleştirilen 24. Uluslararası Kömür Kongresi kapsamındaki “Maden Facialarının Anatomisi” panelinde söz alan Dr. Murat Özveri, meslekteki 41 yıllık birikimiyle çalışma yaşamının üzerindeki kanlı örtüyü kaldırdı. Mevzuatın göstermelik kaldığını, adliyelerin failleri aklama mekanizmasına dönüştüğünü ve sermaye birikim modelinin can aldığını belirten Özveri, salondaki bürokratik ve teknik dili sarsan tarihi tespitlerde bulundu.

“Sakarya Meydan Muharebesi’nden Fazla Kayıp Veriyoruz”

Türkiye’deki işçi sağlığı tablosunu askeri bir savaş bilançosuyla kıyaslayan Dr. Murat Özveri, beş aylık veriler üzerinden yürüttüğü çalışmanın tüyler ürpertici sonuçlarını paylaştı:

“Türkiye’deki iş kazalarında yaşanan ölüm ve yaralanma sayılarını beş ay boyunca tek tek inceledim. Ortaya çıkan tablo vahim: Sakarya Meydan Muharebesi’nde verdiğimiz şehit ve yaralı sayısından çok daha fazla insanımızı iş cinayetlerinde ve facialarda kaybediyoruz! Şehit sayımızla neredeyse eşitiz, yaralı sayımızda ise muharebeden çok daha ağır kayıplarımız var. Binlerce yasa maddesi, allanıp pullanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlükte; fakat bu kanlı bilanço zerre kadar değişmiyor.”

“Yargı Cezasızlık Üzerine Kurgulandı, ‘Kaza’ Denilerek Rıza Üretiliyor”

Sorunun mahkeme salonlarında çözülemeyeceğini, mevcut hukuk mekanizmasının failleri cezasız bırakmak amacıyla tasarlandığını savunan Özveri; Soma ve Ermenek davalarını hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Cezasızlığı bastıran değil, bizzat failleri cezasız bırakmak üzerine kurgulanmış bir yargı düzeniyle karşı karşıyayız. Bir ölüme ‘iş kazası’ dediğiniz anda, ona hukuken de meşruiyet kazandırıyor, ölüme rıza üretmiş oluyorsunuz. Tıpkı iktidarın ‘fıtrat’ söylemiyle kitlelerden rıza üretmesi gibi… Evlatlarını kaybeden aileler hak aramak için adliye önüne gittiğinde karşılarında adalet değil, polis kalkanı buluyor. Eğer buna kaza demekten vazgeçip sorunun adını doğru koymazsak, adliye koridorlarında hiçbir adalete ulaşılamaz.”

“Türkiye’de Emeğin Sömürüsü Bile Yok, Doğrudan Yağma Var”

Çalışma ilişkilerini kapitalizmin tarihsel gelişimi ve ilkel birikim süreçleri çerçevesinde ele alan Dr. Özveri, Türkiye’deki tablonun kurallı bir kapitalist sömürünün dahi gerisinde kaldığına dikkat çekti:

“41 yıllık meslek hayatımın süzgecinden geçirerek söylüyorum: Türkiye’de henüz emeğin kurallı sömürüsü aşamasına dahi geçilebilmiş değil. Yaşadığımız şey düpedüz emeğin yağmalanmasıdır! Şayet İş Kanunu’nun asgari standartları uygulansaydı, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri eksiksiz alınsaydı, ‘İşçi sömürülüyor’ derdik ve bu durum kapitalizmin kendi mantığına uyardı. Ancak asgari kuralların hiçe sayıldığı, hukukun sermaye lehine araçsallaştırıldığı bu ortamda sömürüden değil, vahşi bir yağmadan söz edebiliriz.”

“Kavramlarla Yüzleşelim: İş Cinayeti Değil, İşveren Cinayeti”

Yıllardır kullanılan “iş cinayeti” kavramına yönelik açık bir özeleştiri getiren Özveri, faili görünmez kılan dilin terk edilmesi çağrısında bulundu:

“Yıllardır ‘iş cinayeti’ kavramını tartışıp durduk. Kendi adıma özeleştirimi vererek söylüyorum: Teknolojinin, bilimin ve mevzuatın emrettiği bütün önlemleri almakla yükümlü olan özne kimdir? İşverendir. Eğer bir işçi, patronun almadığı önlemlerden, maliyetten kaçınmasından ve özensizliğinden ötürü can veriyorsa, bunun adı dolaysız biçimde ‘işveren cinayeti’dir. Bu sahte rıza üretimine ve kurulu düzene meydan okumanın ilk şartı, eşyayı kendi adıyla çağırmaktır.”

“İlkel Birikim Modeli Dağıtılmadıkça Bu Rutin Değişmez”

Yalnızca yasa değişikliğiyle veya hükümet değişimleriyle sorunun çözülemeyeceğini, sistemin ilkel birikim mekanizmasının hedef alınması gerektiğini vurgulayan Dr. Özveri sözlerini şöyle noktaladı:

“80 yıldır aynı trajik rutini izliyoruz. İstediğiniz kadar İş Kanunu çıkarın, iktidara sosyal demokratları getirin; bu ilkel birikim modeline, canı hiçe sayan sermaye birikimine ve üretilen rızaya kökten bir itiraz geliştirilmedikçe hiçbir şey değişmeyecek. Ben bir sosyalist olarak diyorum ki; ahir ömrümde bu topraklarda emeğin yağmalandığı değil, hiç olmazsa kuralları işleyen örgütlü bir sömürü düzenine (çağdaş kapitalizme) geçildiğini görsem ona bile razıyım. Yeter ki emekçinin canı ve alın teri bu vahşilikle yağmalanmasın.”


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.