Bu haftanın ekonomi ve siyaset analizi, küresel arenada jeopolitik çatışmaların ve ticaret savaşlarının gölgesinde şekillenirken; ulusal boyutta patlak veren devasa fon skandalı ve yerelde Zonguldak’ın kömür eksenli yapısal çelişkileri üzerinden derinleşmektedir. Aşağıda, haftanın öne çıkan güncel verilerinin; Londra’da Keele Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bülent Gökay’ın “21. Yüzyılda Türkiye’nin Stratejik Özerklik Arayışı: Orta Doğu ve Afrika’da Alt-Emperyalist Rolünü Yönlendirmesi” başlıklı çalışmasındaki alt-emperyalizm ve neoliberalizm teorilerine dayanan fikri altyapısıyla harmanlanmış kapsamlı analizini bulabilirsiniz.

- Küresel İlişkiler ve Türkiye’nin “Alt-Emperyalist” Yönelimi
Küresel ekonomide ABD-İran savaşı riskinin Körfez’den LNG sevkiyatını aksatması ve Avrupa’nın kış öncesi enerji tedarik endişeleri, enerji piyasalarında ciddi bir sarsıntı yaratmaktadır. Aynı zamanda, El Niño’nun etkisi ve jeopolitik gerilimler nedeniyle küresel gıda fiyatlarında yüzde 14-16 oranında bir artış beklenmektedir. Tam bu küresel belirsizlik ortamında Türkiye’nin dış politikası ve ekonomik yayılmacılığı dikkat çekmektedir:
- Türkiye, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin kısmen çekildiği Orta Doğu, Afrika ve Doğu Avrasya’da oluşan güç boşluklarını kullanarak stratejik özerklik arayışına girmiş ve alt-emperyalist bir güç olarak nüfuzunu genişletmektedir.
- Türk savunma sanayii şirketleri Afrika’daki 18’den fazla ülkeye askeri teçhizat tedarik ederken, Türk müteahhitleri bu coğrafyalarda devasa altyapı projeleri üstlenmektedir.
- Türkiye, TİKA ve insani yardım gibi yumuşak güç unsurlarını, Somali ve Katar gibi ülkelerdeki askeri üslerle sert güç olarak birleştirerek bölgesel bir etki alanı yaratmaktadır.
- Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın küresel ticaretteki korumacılığa karşı bölgesel işbirlikleri kurulması gerektiği yönündeki açıklaması, Türkiye’nin farklı ekonomik merkezlerle bağlarını güçlendirme politikasının bir yansımasıdır.
Gökay’ın analizine göre,bu alt-emperyalist genişleme küresel kapitalizmin yapısal çelişkilerini çözmemektedir. Aksine bu stratejiler, Türkiye’yi emperyalist güçler arası rekabetin merkezine çekerek uzun vadeli jeopolitik ve ekonomik kırılganlıklar yaratmaktadır.
- Ülke Gündemi: Neoliberal Servet Transferi ve Fon Krizi
Türkiye’nin yurt dışındaki yayılmacı sermaye arayışı, yurt içinde uygulanan otoriter neoliberalizm ve yoğun emek sömürüsü ile eşgüdümlü ilerlemektedir. Bu hafta ülke gündemine damga vuran Borsa İstanbul’daki fon skandalı, bu sistemin yarattığı tahribatın en net göstergelerinden biri olmuştur:
- Borsa İstanbul’da fon krizinin patlak vermesinden bu yana borsa şirketlerinin toplam piyasa değerinde 3 trilyon 987 milyar TL kayıp yaşanmıştır.
- Sermaye Piyasası Kurulu, 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye kararı almış ve 455 binden fazla tekil yatırımcı mağdur olmuştur.
- Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak, bu skandalın temelinde siyaset, yargı ve bürokrasinin güçlü desteği olduğunu iddia ederek, 2021’den bu yana süregelen şaibeli para trafiklerine dikkat çekmiştir.
- Siyasi boyutta, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın, Özata Denizcilik hisselerinde işlem yaparak 4 ayda 1 milyar 344 milyon lira para çektiği iddiaları gündeme gelmiş ve Kaya partideki görevlerinden istifa etmiştir.
- Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ABD’de yaptığı açıklamada, krizin finansal sistem için bir risk oluşturmadığını ve sorumluların hesap vereceğini belirtmiştir.
Bu devasa rant düzeni, Anadolu Kaplanları olarak adlandırılan dindar burjuvazinin yükselişi ve devlet eliyle sermaye birikimi yaratılması tezini doğrular niteliktedir. Türkiye’de iktidar, neoliberal politikaları saldırgan bir biçimde uygularken, devlet kademelerindeki ayrıcalıklar yoluyla yandaş sermaye gruplarına muazzam bir zenginlik aktarmaktadır. Öte yandan, eylül ayında Ekonomik Güven Endeksi’nin 101,3’e, Tüketici Güven Endeksi’nin ise 91,9’a yükselmesi, makro verilerle sahadaki kriz arasındaki tezatlığı gözler önüne sermektedir.
- Yerele Yansıması: Zonguldak’ta Kömür, Lojistik ve Emek Çelişkisi
Ulusal ve küresel boyuttaki bu sermaye ve vizyon çatışmaları, Zonguldak yerelinde siyaset, ekonomi ve emek ekseninde sert kutuplaşmalara neden olmaktadır.
Kömürün Gölgesinde Siyasi ve İdeolojik Kavga:
- Zonguldak’ta düzenlenen 24. Uluslararası Kömür Kongresi, mesleki bir platform olmaktan çıkıp, Cumhur İttifakı ile muhalefet ve meslek odaları arasında bir hegemonya kavgasına dönüşmüştür.
- AKP İl Başkanı ve Mimar ve Mühendisler Grubu üyeleri, eski oda yönetimlerini hedef alarak, Fener Lokali gibi mekânlar üzerinden kültürel bir rövanş siyaseti gütmektedir.
- Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Levent Yağcıoğlu, havzada 1,5 milyar ton rezerv olmasına rağmen 2025 yılı üretiminin 1 milyon tonda kaldığını belirterek, havza için 30 yıllık bilimsel bir planlamanın olmamasını eleştirmiştir.
- Yerel siyasetçiler madenlerin kapatılması ihtimalini ihanet söylemine dönüştürürken, Ankara’nın New York İklim Beyanı’nda ve COP31 İklim Zirvesi’nde yeşil dönüşüm taahhütleri vermesi keskin bir politika uyuşmazlığını ortaya koymaktadır.
Küresel Ticarete Eklemlenme Çabaları (Lojistik ve Tarım):
- Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı desteğiyle hazırlanan Zonguldak İli Lojistik Yol Haritası toplantısına ev sahipliği yapmış ve Filyos Limanı’nın Kuşak ve Yol ile Üç Deniz Girişimi gibi küresel koridorlara entegrasyonu tartışılmıştır.
- Ayrıca Zonguldak TSO heyeti, Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti İş ve Yatırım Fırsatları Semineri’ne katılarak Çaycuma’daki Sera OSB modelini tanıtmış ve bölgeye yatırımcı çekmek için girişimlerde bulunmuştur.
- Bu durum, Türk sermaye gruplarının farklı bölgelerde yeni pazarlar ve yatırım olanakları yaratma çabasının yereldeki somut bir tezahürüdür.
Yerelde Emekçinin İsyanı:
- Sermaye piyasalarındaki milyarlarca liralık vurgunlar ulusal gündemi sarsarken, Tüm Emeklilerin Sendikası Zonguldak Şubesi Madenci Anıtı önünde toplanarak verilen sözlerin tutulmamasına ve hak gasplarına isyan etmiştir.
- Sendika Başkanı Mahmut Kılıç’ın, bir yanda fon tuzaklarıyla kamu kaynağını hortumlayan yandaşlar, diğer yanda pazardan çürük meyve toplayan emekliler olduğunu belirten açıklaması gelir eşitsizliğini vurgulamaktadır.
- Bu tablo, alt-emperyalist devletlerin uyguladığı ve düşük ücretler ile ağır çalışma koşullarını barındıran süper-sömürü stratejilerinin yerel halktaki net karşılığıdır.
Sonuç
Eylül 2026’nın son haftası itibarıyla, Türkiye’nin küresel arenada güç boşluklarından faydalanarak büyümeye çalışan iddialı dış politikası ile içeride yaşanan rant transferleri birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. Üretim odaklı, şeffaf ve adil bir ekonomik model kurmak yerine spekülatif fonlara ve emek sömürüsüne dayanan bu yapı, Zonguldak gibi işçi ve üretim kentlerinde derin kutuplaşmalara ve yoksulluğa sebep olmaktadır. Ülkenin ve yerelin meşgul olduğu temel gündem, sermayenin ayrıcalıklı bir azınlığın elinde toplanmasına karşı verilen ekonomik ve hukuki beka mücadelesidir.(Susma Ekonomi Analiz)
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
