İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay bugün itibariyle AKP rozeti takarak saf değiştirdi.
Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın katıldığı bir törenle AKP saflarına geçen Tugay’ın nasıl böyle bir yola girdiğini gelin birlikte değerlendirelim.
Siyasette insanın hafızası yoksa, söylediği sözlerin de bir değeri kalmaz.
Dün başka, bugün başka konuşabilirsiniz. Dün “ilke “dersiniz, bugün “hizmet” dersiniz. Dün “CHP bizim çatımız” dersiniz, bugün o çatının altından çıkıp iktidarın çatısına girersiniz.
Ama bir şeyi değiştiremezsiniz: Dün söylediğiniz sözleri.
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişi bu nedenle sıradan bir parti değiştirme olayı değildir.
Çünkü Tugay, daha düne kadar bu ihtimali defalarca reddetti.
“İlkelere önem veriyorum” dedi. “CHP bizim çatımız” dedi. Daha da önemlisi, kendisine oy veren İzmirliler için: “İzmirlilerin oyları bana emanet” dedi.
Şimdi soralım: Emanet ne oldu?
Seçmenin verdiği oy, sandıktan çıktığı gün mü emanet oluyor yoksa belediye başkanı görevde kaldığı sürece o emanetin siyasi bir anlamı devam ediyor mu?
Elbette mevcut hiçbir hukuk kuralı bir belediye başkanının parti değiştirmesini yasaklamıyor. Mesele hukuk değil, siyasi ahlak!
Çünkü seçmen yalnızca bir kişiye oy vermedi. Bir siyasi partiye, bir programa, bir dünya görüşüne ve o partinin yerel yönetim anlayışına oy verdi. Cemil Tugay’da o oyları CHP adayı olarak aldı. Şimdi ise aynı makamda otururken AKP rozeti takıyor.
Daha dün “CHP bizim çatımız” diyen bir siyasetçi bugün neden o çatının altında değil?
Daha dün “İlkelere önem veriyorum” diyen bir siyasetçi bugün hangi ilkenin gereği olarak iktidar partisine geçti.
Daha dün “İzmirlilerin oyları bana emanet” diyen bir belediye başkanı, bugün o emanetin siyasi sorumluluğunu nasıl açıklıyor?
Bu soruların yanıtını İzmir halkı duymak istiyor.
“İzmir’e daha fazla kaynak gelecek.” “Daha fazla hizmet yapacağız.” “Ankara ile daha iyi ilişkiler kuracağız.” Bunların hepsi söylenebilir.
Ama o zaman şu soruyu sormak da hakkımızdır.
İzmir’e hizmet edebilmenin yolu iktidar partisinin rozetini takmaktan mı geçiyor?
Eğer cevap evetse, burada yalnızca Cemil Tugay’ın siyasi tercihini değil, Türkiye’deki yerel yönetim sistemini de konuşmamız gerekir.
Çünkü bu anlayış yerleşirse yarın başka bir belediye başkanına da aynı mesaj verilmiş olacaktır. “İktidarla aynı çizgide değilseniz belediyenize yeterince kaynak gelmez.”
Bu, demokrasinin neresine sığar? Belediye hizmeti siyasi sadakatin ödülü müdür?
Yoksa yurttaşın vergileriyle oluşan kamu kaynakları, hangi partiye oy verdiğine bakılmaksızın bütün kentlere eşit biçimde mi dağıtılmalıdır? Asıl soru budur.
Tunç Soyer’in tepkisi bu nedenle önemlidir. Soyer, Tugay’ın kararının ardından “Hiçbir bahane, hiçbir gerekçe İzmirlinin iradesini yok saymanın sebebi olamaz.” Dedi. Ve devam etti “Yetki, kaynak, daha çok hizmet iddiaları asla meşruiyet getirmez. Sihirli değnek hayalleri de kimseyi kandırmaz.”
Artık mesele yalnızca “neden AKP?” değildir. Mesele: “Dün söylediklerinize bugün ne oldu?” sorusudur. Siyasette parti değiştiren ilk kişi Cemil Tugay değil. Son kişi de olmayacak.
Ancak her parti değişikliği aynı anlama gelmez. Bir siyasetçi muhalefet partisinden iktidar partisine geçebilir. Bir siyasetçi bağımsız olabilir. Bir siyasetçi yeni bir parti de kurabilir. Bunların hepsi siyasetin içinde mümkündür.
Ama siyasetçinin geçmişte söylediği sözler de onun siyasi sicilinin parçasıdır.
Bugün söylediklerinizi yarın hatırlatacak birileri mutlaka çıkar.
Çünkü siyasetçinin en büyük sınavı, iktidar dışındayken söylediği sözlerle iktidarın kapısı açıldığında söylediği sözlerin birbirini tutup tutmamasıdır.
İzmir sıradan bir kent değildir. İzmir’in siyasi hafızası güçlüdür.
İzmirli seçmen, sandıkta verdiği oyun ne anlama geldiğini bilir. Bu nedenle bugün yaşananları sadece bir “transfer” haberi olarak görmek eksik kalır.
Burada bir belediye başkanının kişisel siyasi tercihi ile milyonlarca seçmenin sandıkta ortaya koyduğu tercih karşı karşıya geliyor.
Cemil Tugay bizce hiç inandırıcı olmayan gerekçelerle yeni partisi AKP de görevine devam edecektir. İzmir’e daha çok hizmet getirilmesini elbette biz de isteriz. Ama bunun bedeli siyasi kimlik değiştirmek olmamalıdır. Çünkü belediye hizmeti bir lütuf değildir.
İzmir halkının en temel hakları bir siyasinin çıkarları için pazarlık konusu yapılamaz.
Şimdi Cemil Tugay’a tüm yurttaşlarımız soruyor.
“Emanet nerede? İlke nerede? Dünkü sözlerin bugünkü karşılığı nerede? “
Siyasetçinin makamı değişebilir. Partisi değişebilir. Rozeti değişebilir. Ama seçmenin hafızası değişmez.
Çünkü sandıkta verilen oy, siyasetçinin cebine konulan kişisel bir çek değildir.
O oy, halka ait bir emanettir. Ve emanetin sahibi de onu veren seçmendir.
Seçmenin verdiği emanete sahip çıkmak yürek ister, ideolojik tutarlılık gerektirir.
Bunu başarabilenler tüm tehditlere, baskılara ve insanlık dışı uygulamalara karşın gidip aslanlar gibi hapis yatar, dik durur, boyun eğmezler. Kimileri de zaaflarının ve korkularının esiri olur, halkına sırtını döner ama sokağa çıkamaz hale gelir.
Tunç Soyer’in dediği gibi: “İzmir’in hikayesi böyle bitmez.”

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
