Zonguldak’ta hem siyasetin hem de kentin en köklü meslek örgütlerinin hareketli bir viraja girdiği günlerden geçiyoruz. Bir yanda 17 Ekim’de il kongresine hazırlanan YENİ Parti, diğer yanda 68. Olağan Genel Kurulu’na giden Zonguldak Barosu… Görünürde her iki mecrada da işleyen şey “demokratik bir yarış”. Ancak satır aralarına, kulislere ve geçmişin hukukuna baktığımızda karşımıza hep aynı kadim soru çıkıyor: Birlikte yol yürümenin hukuku nerede başlıyor, geleceğe dönük kişisel hesaplar nerede devreye giriyor?

YENİ Parti’de Kurucu Emek ve Erken Hesaplaşmalar

YENİ Parti, Türkiye’nin en çalkantılı siyasi dönemecinde, baskıların, kayyımların ve kurultay tartışmalarının ardından adeta yokluklar içinde kuruldu. O günlerde ne elde vardı ne avuçta. Ortada ne oturmuş bir bina ne de garanti bir gelecek varken taşın altına elini koyanlar oldu. Zonguldak özelinde de Devrim Dural; CHP-YENİ Parti ayrışmasında belediye başkanlarının önemli bir kısmını, örgüt kadrolarını ve üyeleri belirli bir disiplin içinde bir araya getirmeyi başardı, bir ekip ruhu yarattı.

Normal şartlarda, siyasette asgari bir “vefa” ve kurucu emeğe saygı olsaydı, bu geçiş sürecinin hemen ertesindeki ilk il kongresinde Dural’ın karşısına bir aday çıkmaması beklenirdi. Fakat siyaset, ne yazık ki emek ve deneyimden ziyade; “Yarın kim milletvekili olacak, kim belediye başkanlığına oturacak?” hesaplarının erken sahaya sürülmesiyle şekilleniyor. Turhan Oral’ın adaylığı tam da bu yüzden doğal bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Bu süreçte tabandan gelen iki farklı ses aslında tablonun özeti niteliğinde:

  • Emekli eğitimci Zeki Saim Oral, partinin kuruluş sancılarını ve verilen mücadeleyi hatırlatarak, “Aday olmak demokratik hak olsa da bu döneme mahsus mevcut yönetimin karşısına çıkılmamalı, etik olan budur” diyor. Bu ses, emeğe saygıyı ve zor gün dayanışmasını hatırlatan vicdanın sesidir.
  • Diğer tarafta ise Elvanpazarcık Belediye Meclis Üyesi Salih Uzunbaş’ın basına yansıyan çıkışı var: “Toparlayıcı olmadın, üst perdeden bakıyorsun, tabana inmedin…” Bu ses ise yereldeki iletişimsizliğe, tabandan kopuşa ve yönetenlerin içine düştüğü dar kadroculuğa işaret eden bir uyarıdır.

İki arkadaşımızı da yakından tanıyan biri olarak niyetleri okumak zor değil. Evet, siyasette kurucu emeği yok sayan erken vekillik-başkanlık hesapları ne kadar vefasızlıksa; oturduğu koltuktan tabanın sesine kulak tıkayan, kibri örgüt disiplini sanan yönetim tarzı da bir o kadar zafiyet üretir. Siyasette “iyi insan olmak” yetmez; tabanla hemhal olmak, sokağın nabzını tutmak şarttır. Şimdi kararı üyeler verecek; ancak unutulmamalıdır ki emeği görmezden gelen hiçbir siyasi hesap uzun vadede başarıya ulaşamaz.

Baro’da da Aynı Tablo: En Yakınındaki Neden Karşına Geçer?

Siyaset arenasındaki bu yol ayrımının neredeyse birebir kopyasını Zonguldak Barosu seçimlerinde de görüyoruz. Mevcut Baro Başkanı Av. Türker Kapkaç yeniden adaylığını ilan ederken, yönetim kurulu üyesi ve birlikte yol yürüdüğü ekip arkadaşı Av. Özberk Papila’nın da adaylık hazırlığında olduğu biliniyor.

Her iki isim de Zonguldak Belediye Meclisi’nde geçmişte birlikte görev yaptığım, insani ve mesleki duruşlarını gayet iyi bildiğim, değer verdiğim arkadaşlarım. Gönül elbette aynı masayı, aynı yönetim kurulunu paylaşmış iki ismin karşı karşıya gelmemesini dilerdi.

Fakat burada asıl üzerinde durulması gereken mesele şudur: Eğer en yakınındaki çalışma arkadaşın, dün omuz omuza görev yaptığın yol arkadaşın bugün senin karşına rakip olarak çıkıyorsa, durup düşünmesi gereken kişi mevcut başkandır.

“Biz nerede koptuk? Ortak aklı nerede kaybettik? Birlikte yürüdüğümüz yolda ne değişti de en yanımdaki insan alternatif olma ihtiyacı hissetti?” soruları sorulmadan yapılacak hiçbir seçim değerlendirmesi sağlıklı olamaz. Yol arkadaşını rakip haline getiren süreçleri sadece kişisel ihtiraslarla açıklamak kolaycılıktır; asıl mesele yönetim anlayışındaki eksikliklerle yüzleşebilme olgunluğunu gösterebilmektir.

İster bir siyasi partide ister bağımsız savunmanın kalesi olan bir meslek barosunda olsun; kurumları ayakta tutan şey sadece unvanlar ya da koltuklar değildir. Birlikte yürüme ahlakı, verilen emeğe gösterilen vefa ve gerektiğinde özeleştiri yapabilme erdemidir.

Hesapların emeğin, hırsların yol arkadaşlığının önüne geçtiği her süreç, er ya da geç kendi tıkanıklığını üretir. Sandıklar kurulur, oylar sayılır, biri kazanır diğeri kaybeder; ancak aslolan, o sandıklar kapandıktan sonra birbirinin yüzüne aynı samimiyetle bakabilmektir.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.