Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün hazırladığı “Made in Europe” raporu, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi ve ticaret politikalarının Türkiye’nin ihracatını ve gelecekteki doğrudan yatırımlarını ciddi şekilde tehdit ettiğini ortaya koydu. Fransa ve Almanya’nın otomotiv sektöründe uzlaştığı yeni yaklaşımın yasalaşması halinde, Türkiye Avrupa’daki milyarlarca euroluk kamu desteklerinden ve teşviklerden dışlanma riskiyle yüzleşecek.

Avrupa Birliği (AB), sanayi üretimini yeniden kıtaya çekmek ve Çin rekabetine karşı kendi iç pazarını korumak amacıyla hazırladığı “Made in Europe” düzenlemesiyle köklü bir politika değişikliğine gidiyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün yayımladığı; “Made in Europe ve Türkiye: Avrupa Birliği’nin Yeni Sanayi Politikası, Gümrük Birliği’nin Sınırları ve Türkiye İçin Politika Seçenekleri” başlıklı rapor, 30 yıllık Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye’yi Avrupa’nın yeni sanayi bariyerlerinden korumaya artık yetmeyeceğini gözler önüne serdi.

Rapora göre, Avrupa Komisyonu’nun mart ayında masaya getirdiği Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, Fransa ve Almanya’nın 15-16 Ekim tarihlerinde otomotiv özelinde vardığı uzlaşıyla iyice daraldı. Yeni düzenleme taslağı, yalnızca AB ülkeleri ile 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa iç pazarının parçası olan ortakları kapsama alıyor. Brexit ile birlikten ayrılan Birleşik Krallık ile Norveç koşullu olarak bu koruma kalkanının içinde tutulurken, 1996’dan bu yana Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye açıkça kapsam dışı bırakılıyor.

Bu uzlaşmanın henüz tam bir hukuki bağlayıcılığı olmasa da AB yasama sürecinde bu yönde şekillenmesi bekleniyor. Rapor, asıl büyük tehlikenin sadece mevcut ticaret hacminin daralması değil, Türkiye’nin yeni nesil otomotiv ve teknoloji yatırımlarından mahrum kalması olduğuna dikkat çekiyor.

Avrupa İle Bağımlılık Asimetrisi: İhracatımızın Yüzde 42,7’si AB’ye Gidiyor

Rapordaki çarpıcı verilere göre, Türkiye ile AB arasındaki mal ticareti 2025 yılında 217,6 milyar avro ile rekor seviyeye ulaştı. Ancak bu ilişkide ciddi bir “bağımlılık asimetrisi” bulunuyor. Türkiye’nin toplam mal ihracatının yüzde 42,7’si AB ülkelerine yapılırken, Türkiye’nin AB’nin dünya ile gerçekleştirdiği mal ticaretindeki payı sadece yüzde 4,2 seviyesinde kaldı.

Bu dengesiz tablo, AB pazarındaki rekabet koşullarında yaşanacak bir değişimin, Türk sanayisi üzerinde Avrupa ekonomisine kıyasla çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini kanıtlıyor. Riskin tam merkezinde ise lokomotif sektör otomotiv yer alıyor. Türkiye, 2025 yılında gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının tam 30,1 milyar dolarlık bölümünü (yüzde 72,5’ini) AB ülkelerine gerçekleştirdi.

Gümrüksüz Geçiş Var, Rekabet Avantajı Yok

Enstitünün raporu, yeni düzenlemenin Türk araçlarının Avrupa’ya girişini doğrudan yasaklamadığını; araçların mevcut Gümrük Birliği koşullarıyla Avrupa’ya gümrüksüz girmeye devam edebileceğini belirtiyor. Ancak asıl sorun “gümrük vergisi” değil, “kamu teşvikleri”.

Avrupa Komisyonu’nun teklifine göre, devasa bütçeli elektrikli araç teşvikleri, kurumsal filo destekleri ve kamu alımlarından yararlanabilmek için;

  • Elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araçların AB’de monte edilmesi,
  • Batarya hariç değerlerinin en az yüzde 70’inin AB menşeli olması,
  • Bataryalara ilişkin ek yerlilik koşullarının karşılanması öngörülüyor.

Bu şartların Türkiye aleyhine kesinleşmesi durumunda, Avrupa’da üretilen araçlar her türlü teşvikten yararlanırken, Türkiye’de üretilen araçlar bu pastadan pay alamayacak ve fiyat rekabetinde geriye düşecek. Ayrıca Türk otomotiv tedarik sanayisinin ürettiği parçaların “AB menşeli içerik” hesabında sayılmaması, Avrupalı ana üreticilerin Türkiye’den parça almayı bırakıp rotayı AB içine çevirmesine yol açabilecek.

Raporda yer alan varsayımsal hesaplamaya göre; 2025 yılındaki 30,1 milyar dolarlık AB otomotiv ihracatında yaşanacak yüzde 10’luk bir pazar kaybı, Türkiye’ye yıllık 3 milyar dolarlık net kayıp olarak yansıyacak.

Geleceğin Yatırımları Avrupa’ya Kayıyor: BYD Örneği

Rapor, mevcut ihracatın daralmasından ziyade en büyük ekonomik tehdidin; yeni nesil elektrikli araç, yapay zekâ, batarya ve temiz teknoloji yatırımlarının Türkiye’yi pas geçerek Avrupa’ya yönelmesi olduğunu vurguluyor.

Küresel otomotiv devlerinin önümüzdeki dönemde verecekleri yatırım kararlarında Avrupa’nın menşe kuralları belirleyici olacak. Raporda, Çinli otomotiv devi BYD’nin Manisa’daki 1 milyar dolarlık yatırım planını Haziran 2026’da askıya alması bu riskin ilk ve en somut örneği olarak gösteriliyor. Şirketin, Avrupa’nın katılaşan menşe kuralları nedeniyle üretimini doğrudan AB içine yoğunlaştırmaya karar verdiği sektör çevrelerince dile getiriliyor.

Üstelik bu yaklaşım otomotivle de sınırlı kalmayacak. Fransa’nın benzer şartları çelik, çimento, temiz teknolojiler, kablo, transformatör ve yenilenebilir enerji sanayisine de yaymak istediği biliniyor.

Avrupa da Kaybeder: Türkiye’deki Üretim AB’de 250 Bin Kişiyi İstihdam Ediyor

Enstitünün değerlendirmesi, Türkiye’nin dışlanmasının Avrupa şirketleri için de ciddi bir ‘kendi ayağına sıkma’ durumu yaratacağını belirtiyor. Rapora göre; Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75’i doğrudan Avrupalı şirketlere ait ve bu şirketlerin Türkiye operasyonları, Avrupa kıtasında yaklaşık 250 bin kişiye dolaylı istihdam sağlıyor.

Ford, Toyota ve Avrupa Otomobil Üreticileri Derneği (ACEA), Türkiye’deki üretim ve tedarik ağının korunması gerektiğini şiddetle savunuyor. Bruegel’in analizine göre, sadece batarya hücrelerinde zorunlu AB menşei şartı aranması, ortalama bir elektrikli otomobilin üretim maliyetini Avrupalı tüketici için 2 bin 100 euro artıracak.

Fransa Üretimi, Almanya Emisyon Esnekliğini Kurtarma Peşinde

Rapora göre bu uzlaşmanın arkasında iki ülkenin farklı krizleri yatıyor. Fransa, 2008-2024 arasında otomotivde kaybettiği istihdamı ve küçülen üretim payını (yüzde 64’ten yüzde 25’e düştü) geri almak için sert korumacılık istiyor. Kendi devi Volkswagen’in fabrika kapatma noktasına geldiği Almanya ise 2035 sıfır emisyon hedeflerini yumuşatmak için Fransa’nın bu katı talebine boyun eğiyor.

Her iki ülkenin ortak korkusu ise, Çinli üreticilerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına arka kapıdan girmesi.

30 Yıllık Gümrük Birliği Eksik Kaldı: Kritik Tarih 30 Kasım

1996’da kurulan Gümrük Birliği’nin kamu alımlarını ve hizmet sektörünü kapsamaması, AB’nin sanayi stratejisini gümrük vergileri yerine “kamu teşvikleri” üzerine kurduğu bu yeni dönemde Türkiye’yi savunmasız bırakıyor. Rapor, Türkiye’nin AB ile dış politika uyumunun yüzde 80’lerden yüzde 5’in altına düşmesinin de bu siyasi dışlanmada etkili olduğunu vurguluyor.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye’ye acil eylem planı öneriyor: Türkiye yalnızca Gümrük Birliği’ne güvenmemeli; ticaret savunması, menşe denetimi ve kamu alımlarında Birleşik Krallık gibi bir “güvenilir ortak” statüsü talep etmeli ve Dünya Ticaret Örgütü Kamu Alımları Anlaşması’na katılmak için yol haritası belirlemelidir.

Avrupa Parlamentosu’nda Sanayi Hızlandırma Yasası’na ilişkin ortak komite oylaması 30 Kasım’da yapılacak. Yıl sonuna kadar yürütülecek yoğun bir “ortak savunuculuk” diplomasisi, Türkiye’nin gelecekteki sanayi kapasitesi için hayati önem taşıyor.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.