İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu’nun, Avrupa Birliği’nin gündemindeki “Sanayi Hızlandırıcı Yasası” kapsamında şekillenen “Made in Europe” uzlaşısına yönelik haklı tepkisi, yalnızca diplomatik bir ticaret uyarısı değil; Zonguldak ve Karadeniz Ereğli havzasını doğrudan ilgilendiren küresel bir ekonomik depremin öncü sarsıntısıdır.

Fransa ve Almanya arasında varılan uzlaşı, ilk bakışta Brüksel koridorlarındaki bürokratik bir pazarlık gibi görünebilir. Oysa perdenin arkasında, Avrupa sanayisinin amiral gemisi Almanya’nın ve özellikle otomotiv devi Volkswagen’in yaşadığı derin varoluşsal kriz yatmaktadır.

Berlin’in Can Havli ve Çekilen “Made in Europe” Duvarı

Almanya, 87 yıllık tarihinde ilk kez kendi topraklarında fabrika kapatma, on binlerce işçiyi işten çıkarma ve ücret kesintilerine gitme eşiğine gelen Volkswagen’i ve tökezleyen otomotiv sektörünü kurtarmak için manevra alanına ihtiyaç duyuyordu. Elektrikli araçlara geçişin sancılı ilerlemesi, düşen talep ve Çin’in devlet destekli ucuz modelleriyle Avrupa pazarını istila etmesi karşısında Berlin, 2035’teki içten yanmalı motor yasağını yumuşatmak (%90 emisyon azaltımıyla hibrit ve verimli motorlara kapı aralamak) zorunda kaldı.

Ancak bu esnekliğin bir bedeli vardı: Fransa’nın dayattığı katı korumacılık. Almanya, içten yanmalı motorları kurtarma karşılığında Fransa’nın “kamu alımlarında ve tüketici sübvansiyonlarında sadece Avrupa içinde üretilmiş araçlara destek verilsin” şartını kabul etti.

İşte Türkiye’yi vuran darbe tam burada devreye girdi. Birlikten ayrılan (Brexit) Birleşik Krallık dahi bu koruma kalkanının içine alınırken; yaklaşık 30 yıldır Gümrük Birliği ortağı olan ve otomotiv ihracatının %73’ünü AB’ye yapan Türkiye, açıkça kapsam dışı bırakıldı. Çin’i durdurmak ve üretimi Birlik sınırları içinde tutmak için inşa edilen “Avrupa Kalesi”nin kapıları, Türk sanayisinin yüzüne kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Otomotivden Çeliğe: Domino Taşları Nasıl Devrilir?

Türkiye’nin Bursa, Kocaeli ve Sakarya’daki otomotiv montaj hatlarının AB pazarındaki bu engellerle yavaşlaması ne anlama gelir? Bir otomobil yalnızca motor ve yazılımdan ibaret değildir; otomobilin iskeleti, gövdesi ve güvenliği yüksek nitelikli yassı çeliktir.

Türkiye’de otomotiv sanayisinin ihtiyaç duyduğu yüksek mukavemetli soğuk haddelenmiş ve galvanizli sacın en büyük üreticisi ise Karadeniz Ereğli’deki Erdemir’dir.

Otomotiv üretimi yavaşladığında sac talebi düşer. Avrupa’daki dev üreticiler (Thyssenkrupp, ArcelorMittal) kendi daralan pazarları nedeniyle kapasite fazlası verip fiyat kırdığında, küresel çelik marjları erir. Dolayısıyla Volkswagen’in Wolfsburg’daki üretim bandının yavaşlaması veya Türkiye üretimli araçların AB teşviklerinden mahrum kalması; Erdemir’in sipariş defterlerinin daralması, fırınların kapasite kullanım oranlarının düşmesi ve nihayetinde kârlılığın baskılanması demektir.

“Kuyu Başından” Dünyayı Okumanın Yanılgısı

Zaman zaman kent kamuoyunda ve bazı meslek odası çevrelerinde, küresel otomotiv krizinin Erdemir’e ve Zonguldak bölgesine etkilerini irdeleyen analizlere gelen itirazları hatırlamakta fayda var: “Erdemir zaten koklaşabilir taşkömürünü TTK’dan değil, ithal olarak Avustralya’dan, Amerika’dan getiriyor. TTK’nın üretimi belli, Erdemir alsa ne olur almasa ne olur? Dolayısıyla Avrupa’daki oto krizinin Zonguldak’a hiçbir etkisi olamaz.”

Bu yaklaşım, 21. yüzyılın küresel sanayi zincirini 19. yüzyılın “kuyu başı ile yüksek fırın arasındaki kömür vagonu” sadeliğinde okumaktan kaynaklanan talihsiz bir yanılgıdır.

Bugün Erdemir’in fırınlarında yanan metalurjik kömürün ithal olduğu, TTK’nın sınırlı üretiminin ise daha çok termik santrallere gittiği teknik bir gerçektir; bunu inkar eden yoktur. Ancak meseleyi sadece “ocaktan çıkan kömürün Erdemir’e satılıp satılmaması” parantezine sıkıştırmak, ormanın tamamını görmezden gelip tek bir ağacın yaprağına takılıp kalmaktır.

Zonguldak ekonomisi sadece yeraltındaki galerilerden ibaret değildir; Karadeniz Ereğli ve Erdemir bu bölgenin sınai ciğeridir:

  • Erdemir’de sac siparişleri azaldığında veya çelik fiyatları küresel baskıyla çöktüğünde; Ereğli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki onlarca haddeci ve sac işleme merkezi iş yapamaz hale gelir.
  • Bölgedeki nakliye kooperatiflerinin binlerce kamyonu kontak kapatır.
  • Bakım, onarım, taşeron ve tedarikçi zincirindeki yüzlerce KOBİ gelir kaybına uğrar.
  • Fabrikada çalışan binlerce işçinin, mühendisin ve yan sektör emekçisinin alım gücü düşer; bu da Zonguldak ve Ereğli çarşısındaki esnafın kasasına doğrudan yansır.

Bir bölgenin amiral sanayi kuruluşu sallanırken, “bizim kömürümüzü doğrudan yakmıyor, o halde bizi bağlamaz” demek, iktisadi gerçeklikle ve bölgesel kalkınma bilinciyle bağdaşmaz. Erdemir’in pazar kaybetmesi Ereğli’nin; Ereğli’nin kaybetmesi ise topyekün Zonguldak havzasının refahının gerilemesidir.

Faturayı Emekçiye Çıkarmak İsteyenlere Karşı: Ortak Mücadele Hattı Şart

Küresel krizlerin, daralan pazarların ve “Made in Europe” gibi korumacı emperyalist ticaret duvarlarının faturası, sermaye tarafından her defasında ilk olarak işçi sınıfının sırtına yüklenmek istenir. Otomotivdeki yavaşlama gerekçe gösterilerek Erdemir’de fırınların söndürülmesi, vardiyaların düşürülmesi, esnek çalışma dayatmaları veya taşeronlaştırmanın derinleştirilmesi; TTK’da ise özelleştirme ve küçültme tehditlerinin yeniden ısıtılması an meselesidir.

Sermayenin bu entegre ve çok yönlü saldırısını; fabrikasında çelik büken metal işçisinin tek başına, yeraltında kömür söken madencinin ise sadece kendi ocağında tekil reflekslerle göğüslemesi mümkün değildir. Bölgeyi bekleyen bu sınai tehdide karşı, üretimden gelen gücü birleştiren örgütlü bir Emek Cephesi kurulmalıdır.

Amiral Gemisi GMİS ve Türk Metal Öncülüğünde Birleşik Emek Barikatı

Zonguldak, 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü ile Türkiye işçi sınıfı tarihine adını altın harflerle yazdırmış, bir kentin madencisiyle, esnafıyla, kadınıyla nasıl tek vücut olacağını dosta düşmana göstermiş bir mücadele havzasıdır. Bu tarihsel miras bugün yeniden hatırlanmak zorundadır:

  • Sendikal Güç Birliği: Türkiye işçi sınıfının direniş hafızası olan Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) ile metal işkolunun örgütlü ve sayısal gücünü elinde bulunduran Türk Metal Sendikası başta olmak üzere, bölgedeki enerji ve metal işkolu sendikaları arasındaki yapay ayrımlar bir kenara bırakılmalıdır. Maden ocakları ile çelik tesisleri arasındaki organik bağ, sendikal mücadelede de ete kemiğe büründürülmelidir.
  • “Sendikal Birlik – Sendika İçi Demokrasi – Militan Eylem”: Sendikal bürokrasinin ve masa başı uzlaşmacılığının bu çaptaki bir dalgayı durduramayacağı açıktır. Tabanın söz ve karar sahibi olduğu, sendika içi demokrasinin eksiksiz işletildiği ve gerektiğinde üretimden gelen gücü en kararlı biçimde sahaya süren “militan eylem” çizgisi temel parola olmalıdır.

Mühendis Odaları ve Kitle Örgütleriyle Ortak Akıl

Sadece fabrikalar ve ocaklar değil; kentin aklı ve bilimi de bu mücadele hattının merkezinde yer almalıdır. Kömür ile çelik arasındaki ilişkiyi dar teknik parantezlere hapsedip “bizi etkilemez” rehavetine kapılan yaklaşımların aşılması tam da bu ortaklıkla mümkündür:

  • TMMOB’un Bilimsel Gücü: TMMOB’a bağlı Maden Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası, Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası gibi meslek örgütleri; sahadaki teknik birikimlerini ve sanayi analizlerini işçi sınıfının fiili üretim gücüyle buluşturmalıdır. Bilim ve emek aynı mevzide yan yana gelmelidir.
  • Demokratik Kitle Örgütleri ve Bölge Halkı: Krizin faturası sadece fabrikadaki mavi yakalıya değil, Ereğli ve Zonguldak sokaklarındaki esnafa, gençlere ve emeklilere de çıkacaktır. Bu nedenle sendikalar, meslek odaları, çevre örgütleri ve demokratik kitle örgütleri gecikmeksizin geniş katılımlı bir “Zonguldak ve Havza Emek Platformu” çatısı altında birleşmelidir.

Avrupa’da dev tekellerin içine düştüğü krizin faturasını Zonguldak ve Ereğli emekçisinin ödememesi için bekleyecek vakit yoktur. Çeliğin sıcağı ile kömürün karasını ortak bir sınıf mücadelesinde buluşturmak, bu havzanın geleceğini savunmanın tek gerçekçi yoludur. (Susma Ekonomi Servisi)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.