Kademoğlu ve Kabataş Lisesi

DEMOKRATİK BİR LİSEYDİ. Çünkü okulumuzda Her yıl bir ÖĞRENCİ BAŞKANLIĞI seçimi yaılırdı. Kademoğlu ve Kabataş Lisesi

Kademoğlu’na, nasıl oldu da bir kasabadan kalkıp İstanbul’un en ünlü liselerinden birine, Kabataş Lisesi’ne okumaya gittiğini sordum. Aldığım yanıt şöyle:

Halimiz vaktimiz yerindeydi. Pansiyonlu olarak okumaya elverişliydi. Bir de elimizden tutan, bizim kasabalı Hilmi İncircioğlu adında bir tüccar vardı İstanbul’da. Devrek’e ilk kamyonu, radyoyu, konfeksiyonu getiren adamdı. 1957‘de İstanbul’a göçmüştü. İstanbul Karaköy’de ticaretle uğraşırdı. Varlıklı bir ailenin kızıyla evliydi. Akıllı adamdı. Yardım etmeyi severdi. Eski Devrek Kaymakam Nihat Alp’in da önerisiyle beni Kabataş Lisesi’ne kaydettirdi. Bende ‘istikbal’
görüyorlarmış. Ne var ki babam istemiyordu. Benim ilahiyatçı olmamı istiyordu. Bizim kasabada gazetecilik yapan, öğretmen emeklisi Fuat Can, babamı zorladı. Böylece
Kabataş Lisesi’nde okuma olanağı buldum.”

Kademoğlu, öğrencilerin “Baba Behçet” dedikleri Öğretmen Şair Behçet Necatigil’in öğrencisi olma mutluluğuna erenlerden biri. “Bugün yazar takımı arasında adım geçiyorsa bunu Necatigil’e borçluyum. Beni hep özendirdi. Bana yeni çıkan kitaplar önerirdi. Belli ki bende bir cevher
görmüştü.”

“Necatigil”li Anılardan Bir Demet

Zonguldak’ta da öğretmenlik yapmış olan Necatigil, Kademoğlu’na hep “Zonguldaklı” diye seslenirmiş. Bir gün derste Kademoğlu, Necatigil’e, yeni çıkan “Arada” adındaki  kitabı imzalatmak istemiş. Behçet Hoca, “Ne yapacaksın imzayı? Genç adam ileriye bakar, geri bakmaz.” demiş. Sonra kitaba şu esprili sözleri yazmış: “Kademoğlu’na arada bir
lazım, ama ne?” (Kademoğlu, ne yazık ki bu kitabı kitabı yitirmiş; ancak günün birinde bulacağını düşlüyordu.) Kademoğlu’nun, Necatigil’le ilgili anlatacağı pek çok  anısı var. İşte onlardan birkaçı:

“Bir gün Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya, Aksaray’daki ‘Betik Kitabevi’ne gittim. Yazdığım şiirleri Dağlarca’ya gösterdim. Bu arada Necatigil’in öğrencisi olduğumu da söyledim. Ondan
mı gıcık aldı, bilmem; ‘Koy onları çantana. Şiir kim, sen kim, işine bak. ’ dedi. Bu sözü beni yaraladı. O günden sonra şiirle, edebiyatla uğraşmadım pek. Bu yüzden hiç sevmem Dağlarca’yı.” “Bir gün derste Behçet Hoca, köy romanları incelenirken Mahmut Makal’ın kitabından söz etti, ilk kitabı,‘Bizim Köy’dür. Alıp okuyun.’ dedi. Mahmut MakaI adını ilk kez

o yıllarda duydum. Makal’la yıllar sonra, 1990’da tanıştık. Bana ‘Herkesin dostu Anton’ adını taktı.” (Sorum üzerine gülerek açıkladı: Romancı-öykücü Burhan Günel ile şair Ahmet Özer de kendisine ‘Atom Karınca’ diyorlarmış.) Behçet Hoca, lise bitirme sınavları için öğrencilerine de

ğişik kompozisyon ödevleri verirmiş. Kademoğlu’na da o günlerde yayımlanan M. Sunullah Arısoy’un “Karapürçek” adlı romanını önermiş. Kademoğlu, daha sonraki yıllarda

  1. Sunullah Arısoy’la mektuplaşmış, telefonlaşmış. Ölümündenbeş altı ay önce yaptıkları bir telefon konuşmasındaArısoy, Kuşadası’ndaki evinde yerinin darlığından, yazdıklarının gönlünce bir arşivini yapamadığından, neyin nerede olduğunu bilemediğinden yakınmış uzun uzun.
    Kabataş Lisesi’nin Öğretmenleri Kademoğlu’nun Kabataş Lisesi’yle ilgili anıları da pek
    çok, pek renkli:“Son sınıftayız. Bitirme sınavlarındayız. Ders fizik. O zaman sınavlara başka okullardan da ayırtmanlar (mümeyyizler) gelirdi. Aylardan haziran; ama ben takım elbise,
    kravat, kolalı gömlek falan filan, girdim sınava. Galatasaray Lisesi’nden gelen bir öğretmen, “Ben bu öğrencinin kıyafetine 10 veriyorum.” dedi. Öğretmenler gülüştüler, ben
    utandım.”“Okul (Kabataş Lisesi) henüz açılmamıştı. Birkaç gün erken gelmiştim İstanbul’a. İlk senemdi. Arkadaşlar voleybol oynuyorlardı, ben kenarda onları izliyordum. Bir ara top
    gelip bana, oradan da gitti, ‘Bacak İsmail’ lakaplı öğretmenin başına çarptı, öğretmen yanıma geldi, ‘Niye topu kafama attın?’ diye iki tokat patlattı.”

“Biliyor musun, ben pekiyi derece ile bitirdim Lise’nin edebiyat bölümünü. Beni çok seven öğretmenlerim de vardı. Örneğin, Fransızca öğretmeni İsmet Aksu, Safinaz Şarman,
biyoloji öğretmeni Zeliha Bali…” Kademoğlu, Kabataş Lisesi’nde tanıdığı önemsediği öğretmenlerin adlarını da saydı bu arada.Eee, söz öğretmenlerden açılır da kimi öğretmenlerin
beğenilen ya da kimi gülünç özellikleri anlatılmaz mı? Kademoğlu da öyle yaptı, anlattı:

“Okul müdürümüz, gururlu, kibirli, sert, sevecen, güleryüzlü, felsefeci Faik Dranaz’dı. Güzelliğiyle ünlü öğret-menlerimizden biri Bedia Alevdi. Fizik öğretmeni Cemile Hocanımın bastığı yer sarsılırdı, o derece güzeldi. Lisenin en nitelikli öğretmenlerinden biri Ressam Ahmet Uzelli’ydi.
Tam bir İstanbul beyefendisiydi; öğrencilere yakınlığıyla, sevimliliğiyle çok sevilen biriydi. Okulun en yumuşak öğretmeni Münir Raşit Öymen’di. Fizik öğretmeni Hilmi Ziya Apak, nefis bir adamdı.”

Anlattıklarından etkilenmiş olacağım ki “Kabataş’ın altın devrini yaşamışsınız ağam.” diye takıldım, Kademoğlu, sözümü düzeltti, üniversite yıllarını (1956-1966) da içine
katarak, “Hayır, salt Kabataş Lisesi’nin değil, İstanbul’un altın devrini de yaşadık hoca.” dedi.
(*) O.Nuri Poyrazoğlu söyleşimizden

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: