Sosyalist toplumda değer yasası çalışmaz

Gotha Programının Eleştirisi’ndeki meşhur bölüm

Aşağıdaki metni tartışacağız.

“Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif bir toplumda üreticiler ürünlerini mübadele etmezler. Aynı şekilde burada, ürünler için harcanmış emek de bu ürünlerin değeri olarak, onların taşıdığı maddi bir nitelik olarak görünmez. Çünkü şimdi artık, bireysel emek, kapitalist toplumdaki hâlinin tersine, toplam emeğin dolaylı değil, fakat doğrudan bir parçası olarak (doğrudan toplumsal emek olarak – YZ) vardır. …

“Burada karşı karşıya olduğumuz şey, kendi temelleri üzerinde gelişmiş biçimiyle bir komünist toplum değil, tersine, kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur. Dolayısıyla bu toplum, her açıdan, ekonomik, moral ve zihinsel açılardan, rahminden çıktığı eski toplumun doğum izlerini hâlâ taşır. Buna uygun olarak, bireysel üretici, topluma tam olarak ne vermişse -kesintiler yapıldıktan sonra- toplumdan onu geri alır.

“Bireysel üreticinin topluma verdiği, kendi bireysel emek miktarıdır (bireysel olarak sarf ettiği doğrudan toplumsal emek miktarıdır – YZ). Örneğin toplumsal işgünü bireysel çalışma saatlerinin toplamından oluşur. Bireysel üreticinin bireysel emek zamanı, onun toplumsal işgününe katmış olduğu bölümdür, onun toplumsal işgünündeki payıdır. Bireysel üretici, toplumdan (ortak fonlar için sarf ettiği emek düşüldükten sonra) şu kadar emek miktarı katmıştır diye bir sertifika alır. Bu sertifika ile toplumsal stoklardan aynı emek miktarına mal olmuş tüketim araçları çeker. Topluma belli bir biçim altında verdiği (toplumsal – YZ) emeğin aynı miktarını, ondan başka bir biçim altında geri alır.

“Açıktır ki burada, eşit değerlerin mübadelesi söz konusu olduğu kadarıyla, meta mübadelesini düzenleyen ilkenin aynısı geçerlidir. İçerik ve biçim değişmiştir. Çünkü bu değiştirilmiş koşullar altında, birincisi, kimse emeğinden başka bir şey veremediği gibi, ikincisi, bireylerin mülkiyetine de bireysel tüketim araçlarından başka hiçbir şey geçemez. Ama tüketim araçlarının bireysel üreticiler arasındaki dağıtımı dikkate alındığında, eşdeğer metaların mübadelesindeki aynı ilke geçerlidir. Belli bir biçim altındaki belli bir miktar (toplumsal – YZ) emek, başka bir biçim altındaki eşit miktar (toplumsal – YZ) emek ile mübadele edilir.

“Demek ki buradaki eşit hak ilke düzeyinde hâlâ burjuva haktır. Ama ilke ile pratik burada artık çatışma hâlinde değildir. Oysa meta mübadelesinde ise eşdeğerlilerin mübadelesi ancak ortalama olarak vardır, tekil durumlarda yoktur.

“Bu ilerlemeye karşın bu eşit hak hâlâ bir burjuva sınırlamayla lekelenmiştir. Üreticilerin hakkı sunmuş oldukları emekle orantılıdır. Buradaki eşitlik, ölçmenin eşit bir standartla, yani emekle yapılmasından ibarettir.

“Oysa bir kişi fiziksel ya da zihinsel olarak bir başkasından üstün olabilir ve bu nedenle aynı zaman süresi içinde daha çok emek harcayabilir ya da daha uzun zaman boyunca çalışabilir. Emeğin ölçü olarak hizmet görebilmesi için süresi ve yoğunluğunun tanımlanması gerekir, aksi takdirde ölçme standardı olmaktan çıkar. Bu eşit hak, eşit olmayan emek için eşit olmayan bir haktır. Hiçbir sınıf farkı tanımaz, çünkü herkes herkes gibi sadece bir işçidir. Fakat bu eşit hak, bireylerin doğuştan gelen yeteneklerinin ve dolayısıyla üretici kapasitelerinin eşitsizliğini doğal bir ayrıcalık olarak zımnen kabul eder. Bu nedenle, her hak gibi, bu eşit hak da özünde eşitsizliğe dayanan bir haktır.

“Hak, doğası gereği, ancak eşit bir standart kullanıldığında söz konusu olabilir. Fakat eşit olmayan bireyler (ki eşitsiz olmasalardı farklı bireyler olmazlardı), eğer eşit bir görüş açısından değerlendirilirlerse, sadece belli bir yönden ele alınırlarsa, örneğin bu durumda olduğu gibi sadece işçi olmalarına bakılırsa, başka hiçbir yanları dikkate alınmadan geriye kalan her şey göz ardı edilirse, eşit bir standarda göre ölçülebilir olurlar.

“Dahası bir işçi evlidir, öteki değildir, birinin ötekinden daha çok çocuğu vardır vb. Dolayısıyla, eşit emek harcayan herkesin böylece toplumsal tüketim fonundan eşit pay alması durumunda, biri gerçekte ötekinden daha fazla almış ve daha zenginleşmiş olacaktır vb. Bütün bu kusurlardan kaçınmak için, hakkın eşit olmak yerine eşitsiz olması gerekir.

“Ne var ki bu kusurlar, uzun doğum sancılarından sonra kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle komünist toplumun birinci aşamasında kaçınılmazdır. Hak, hiçbir zaman, toplumun ekonomik yapısından ve onun belirlediği kültürel gelişme düzeyinden daha yüksek olamaz.

“Komünist toplumun daha yüksek bir aşamasında, bireyin işbölümüne kölece boyun eğmesinin ve onunla birlikte kafa ile kol emeği arasındaki antitezin ortadan kalkmasından sonra, emeğin sadece yaşam aracı değil, fakat yaşamın en önemli gereksinimi hâline gelmesinden sonra, bireyin her yönüyle gelişmesiyle birlikte üretici güçlerin de artması ve kooperatif zenginliğin bütün pınarlarının gürül gürül akmasından sonra, işte ancak o zaman burjuva hakkın dar ufku bütünüyle aşılmış olacak ve toplum sancaklarına şunu yazabilecektir: Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre!” (K. Marks, “Gotha Programının Eleştirisi”, 1875, MESE, İng., c. 3, s. 17-19.)