Halen aldığı oy ve meclisteki milletvekili sayısı dikkate alındığında Türkiye’nin 3.büyük partisi durumunda olan HDP (Halkların Demokratik Partisi) kurulduğu günden beri sağlı sollu saldırılarla yıpratılmaya ve hatta yok edilmeye çalışılıyor.

Geçmişte bir Kürt açılımı başlatarak özellikle de muhafazakar Kürtleri yanına çekmeyi başaran AK Parti çözüm masası adı verilen masayı yine kendisi devirmiştir.

Her sıkıştığı, kitlelerden uzaklaştığı ve ülkeyi yönetemez konuma geldiğinde başvurduğu en temel politika; ötekileştirme, kutuplaştırma ve korku iklimi oluşturma yöntemine bu günlerde de başvuran iktidar, yine ve yeniden HDP üzerinden tuzaklar kurmaya çalışıyor.

Bir yandan son seçimlerde aldıkları yenilginin asıl sorumlusu olarak gördükleri Kürtleri cezalandırmak adına HDP yöneticilerini etkisiz hale getirmeye çalışırken diğer yandan da kazandıkları tüm belediyelere kayyum atayarak halkla bağlarını koparmaya ve seçmenlerine de gözdağı vermeye yönelik operasyonlar düzenliyor.

Bu da yetmiyor; diğer muhalefet partilerini ve demokratik kuruluşları HDP ile ilişkilendirerek, dolaylı olarak terör örgütü PKK yandaşı gibi göstermeye çalışıyorlar.

İktidar ortağı MHP ve onun Genel Başkanı Bahçeli’nin HDP’ ye olan düşman ve saldırgan tutumu zaten biliniyor.

Her dönem karanlık ilişkileriyle siyaset sahnesinde iktidar yandaşı olmayı beceren Vatan Partisi ve Perinçek bilindik görevini sürdürüyor.

Utanmadan, üstelik de Diyarbakır’dan buyurmuşlar. ”HDP kapatılsın.”

Bu partilerin HDP’ye karşı olan tavır ve saldırılarını doğrusu pek yadırgamıyorum.

Ancak Cumhur ittifakı ve tek adam yönetimine karşı mücadele ettiğini ve iktidar olmayı hedeflediğini iddia eden Millet İttifakının HDP’ye karşı olan tavrını doğrusu ben anlamakta zorlanıyorum.

Mithat Sancar’ın göreve gelmesinden bu yana HDP yönetimindeki tavır değişikliğini, daha doğrusu hep söylenen ve istenen PKK ile mesafe konulması talebinde ne kadar samimi olduklarını özellikle de Selahattin Demirtaş’ın barış vurgusu yapan açıklamalarına rağmen görmek istememeleri anlaşılır gibi değil.

CHP içerisindeki ulusalcılar ve İYİ parti yönetimindeki kimi ülkücülerin HDP’nin varlığına tahammülsüzlüğü, toplumsal mutabakat anlayışına uygun düşmeyen sığ yaklaşımları iktidar cenahına müthiş bir manevra alanı açıyor.

Daha düne kadar HDP’ye selam verenleri terör destekçisi olarak suçlayan iktidarın oportünist bir yaklaşımla seçim taktiği gereği başörtüsü meselesini bahane ederek HDP’yi üstelik te Adalet Bakanı başkanlığında bir heyetle ziyaret etmesi nasıl bir ikiyüzlülükse, Millet ittifakının da HDP’nin Cumhurbaşkanlığı konusundaki samimi yaklaşımının ardında başka gerekçeler araması o denli bir riyakarlıktır.

Konuyu biraz daha açmak gerekirse,

HDP mecliste temsil edilen, meşru yollardan siyaset yapan, anayasayla kurulmuş ve faaliyet gösteren bir parti midir?

Öyle olmalı ki, meclisi yöneten bir başkanvekili halen görevdedir.

Hazineden devlet desteği almaktadır.

Meclis komisyonlarında HDP milletvekilleri görev yapmaktadır.

Adalet Bakanı bile meşru gördüğü için gidip görüşmeler yapmaktadır.

Aslında şimdiye kadar görüşülmemesi sorgulanmalıdır.

İktidarın ve de Cumhur ittifakının belki yüzü yoktur görüşmeye.

Demirtaş’ı beş yıldır, HDP yöneticilerini yıllardır cezaevlerinde tutan, her fırsatta soruşturma ve gözaltılarla baskı altına almaya çalışan, milletvekillerini fezleke yağmuruna tutan bir iktidar bile siyaset gereği HDP ile görüşürken Millet İttifakının bu anlaşılmaz tavrı doğrudan demokrasi mücadelesine zarar vermektedir.

Kaldı ki HDP’yi tek başına da değerlendirmemek gerekiyor.

TİP dahil Emek ve Özgürlük ittifakının da desteğiyle HDP belki de bu seçimlerde İYİ Partiden daha çok oy toplayacaktır.

Bir tek kişinin bile kaybedilmemesi gerekir diyen Millet İttifakı bileşenlerinin yaklaşık yüzde 15 oy potansiyeline sahip bir kitleyi yok saymasının nasıl bir izahı olabilir.

Üstelik de HDP illa bizim istediğimiz bir aday çıkarın demiyor.

Bizim de kabul edebileceğimiz, demokrat bir aday çıkarın, destekleyelim, diyorlar.

“Ama yok bizi görmezden gelmeye devam edecekseniz, bizim fikrimizi alma gereği duymayacaksanız biz de siyaset gereği kendi cumhurbaşkanı adayımızı belirleriz” diyen HDP’ nin bu tavrını hangi hakla sorguluyorsunuz.

Selahattin Demirtaş, Türkiye toplumunu esas alan, barışı ve demokrasiyi önceleyen bir politik hattı inşa etmeye çalışıyor.

Kuşkusuz tüm diğer siyasi partiler gibi HDP içinde de farklı görüşler olabilir.

Demirtaş’ın Kandil’i ve İmralı’yı karşısına alan, demokratik siyaseti öne çıkaran yeni siyaset biçimi doğal olarak HDP yönetimi içinde kimi çevreleri rahatsız etmişte olabilir.

Asıl sorun; madem mesafe konmasını istiyordunuz, eğer samimiyseniz Demirtaş bırakın mesafe koymayı, şiddetin her türlüsüne karşı olduğunu, parlamenter sistem içerisinde hak mücadele verilmesi gerektiğini, her koşulda barışçıl mücadeleden yana olduğunu açıkça söyledi.

Şimdi hangi bahanenin ardına saklanacaksınız?

HDP olmadan bu iktidardan kurtulamayacağınızı anlayın artık!

Reklam