Bu hafta Zonguldak sokaklarında hangi taşı kaldırsak altından bir “itiraz”, bir “arayış” ya da bir “isyan” sesi yükseliyor. Kentin asıl trajedisi ise, sokağın gerçek gündemiyle siyasetin kapalı kapılar ardındaki hesaplarının birbirine hiç bu kadar yabancılaşmamış olmasıdır. Vatandaş ekmek ve gelecek derdindeyken, siyaset kendi içindeki “direksiyon” kavgalarıyla vakit kaybediyor.

İl Genel Meclisi’ndeki başkanlık seçiminin bir krize dönüşmesi, artık sadece hukuki bir süreç değil, CHP kanadının kendi içindeki güç savaşının acı bir dışavurumudur. Kent; TTK’nın geleceğini, maden işçisinin iş güvencesini ve derinleşen ekonomik daralmayı konuşması gerekirken; enerjisini meclis koridorlarındaki “bir eksik, bir fazla” oy tartışmalarına gömdü.

Bu kriz, CHP içindeki kanatların “kim daha güçlü?” yarışına dönüşmüş durumda. Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Milletvekili Eylem Ertuğrul ve İl Başkanı Devrim Dural arasında esen “otorite” rüzgarları, toplumsal muhalefetin birleşik mücadelesine adeta neşter vuruyor. Eleştirilerin sivri ucunun bugünlerde özellikle Devrim Dural’a yöneltilmesi, bir yerel seçim muhasebesinden ziyade, olası bir erken seçimde “kim vekil kalacak, kim gidecek” kavgasının bugünden kent gündemine enjekte edilmesidir.

Halk “bu düzen böyle gitmez” derken, ana muhalefetin il genel meclis koridorlarında iç çatışmayla vakit kaybetmesi anlaşılır gibi değildir.

Vali Hacıbektaşoğlu ve “Devlet” Vurgusu

Tartışmaların odağındaki bir diğer isim olan Vali Osman Hacıbektaşoğlu’nun, yaşananları “tatsız” olarak nitelendirmesi ve “Devlet ortaklığı kabul etmez” çıkışı, bürokratik geleneğin siyasi gerilime koyduğu sert bir sınırdır.Vali Bey’in bu sözleri, idarenin tarafsızlık ilkesine bir vurgu gibi görünse de, siyasi kutuplaşmanın devlet mekanizmalarını ne kadar yorduğunun da bir kanıtı.Zonguldak, hizmet üretmesi gereken bir kurumun, yargı kapılarında “şüphe” ve “itiraz” dosyalarıyla anılmasının faturasını maalesef hizmetten mahrum kalarak ödeyecektir.

Direksiyon Polemiği ve Sosyal Belediyecilik

Belediye cephesinde Mustafa Çağlayan ve Devrim Dural arasında süren “araç kiralama” polemiği ise bir başka gerilim hattı. AKP kanadı “Neden satın almadınız?” diye sorarken, CHP kanadı “Mali enkaz devraldık, kredi kanallarımız tıkalı” yanıtını veriyor. Ancak vatandaş için asıl olan mülkiyet tartışması değil, hizmetin sürdürülebilirliğidir.

Tüketici Hakları Derneği Başkanı Ali Topaloğlu’nun ekmek üzerinden yaptığı uyarı hayati önemdedir: Esnaf ekmeği 20 TL’ye çıkarırken, belediyenin halk ekmeği 10 TL’de tutma direnci yoksul halk için gerçek bir can simididir. Siyaset “kimin arabası?” diye tartışırken, halk “kimin ekmeği?” sorusuna yanıt bekliyor.

Tabip Odası: Statüko mu, Değişim mi?

Haftanın bir diğer kritik gelişmesi Zonguldak Tabip Odası seçimleriydi. Dr. Şenol Yavuz ve ekibinin zaferiyle sonuçlanan seçimde, kaybeden taraftaki Dr. Kemal Yurtbay’ın “Statüko kazandı” tespiti, meslek örgütlerindeki ideolojik ayrışmanın ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Hekimlerin bile kendi içlerinde “kamucu politikalar” ile “mevcut düzen” arasında keskin bir kutuplaşma yaşadığı bu tablo, kentin entelektüel hafızasında ciddi bir yarılmaya işaret ediyor. Yeni yönetimin “herkese eşit mesafe” sözü, bu yarayı sarmaya yetecek mi, yoksa oda içi dengeler kentin sağlık sorunlarının önüne mi geçecek?

Solun Mesajı ve Emeklinin Feryadı

Siyasetin bu sığ sularına inat, gerçek gündem Karabük meydanlarında ve Sol Parti’nin Zonguldak’taki sempozyumunda yankılandı. Bülent Forta ve Gökhan Günaydın’ın katılımıyla gerçekleşen etkinlikte verilen mesaj netti: “Türkiye çoklu bir kriz içinde; sol güçler, bu rejim kendini tahkim etmeden birleşmeli.” Maden ocağına inen heyetin şahit olduğu o ağır çalışma koşulları ve emekli sayısının çalışan sayısını geçtiği Zonguldak gerçeği, siyasetin asıl sorumluluğunun nerede olduğunu hatırlatıyor. Emeklilerin Karabük’ten yükselttiği “sefalet düzenine son” haykırışı, siyasi ikballerinden başka derdi olmayanlara verilmiş en sert cevaptır.

Zonguldak; genciyle, işsiziyle, kadınıyla ve emeklisiyle gerçek bir değişim bekliyor. Toplumsal kesimlerin “artık yeter” dediği bir eşikte, ana muhalefetin kendi içindeki çatışmaları öne çıkararak kentin geleceğine sekte vurması kabul edilemez bir lükstür.

Siyasiler, olası milletvekilliği listelerinin hesabını bugünden yapmayı bırakıp, kentin üzerine çöken bu ekonomik ve sosyal karanlığa karşı tek ses olmak zorundadır.

Zira halkın karnı, kimin “otorite” olduğu tartışmalarına tok, ancak adalete ve ekmeğe açtır.

Sağlıcakla


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.