Türkiye, derinleşen ekonomik kriz, artan yoksulluk ve emekçilerin her geçen gün ağırlaşan yaşam koşullarıyla yeni bir 1 Mayıs’a girerken; artık yalnızca bir anma değil, açık bir itiraz ve varoluş çağrısı yükseliyor. Hayat pahalılığı karşısında ezilen geniş kesimlerin, emeğinin karşılığını alamayan işçilerin ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakılan gençlerin ortak duygusu giderek daha görünür hale geliyor: susmamak.
Zonguldak Demokrasi Platformu, Madenci Anıtı’nda düzenlediği basın açıklamasıyla 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için güçlü bir çağrı yaptı. Platform sözcüsü Erdoğan Kaymakçı, tüm emekçileri alanlarda buluşmaya davet etti.
29 Nisan’da gerçekleştirilen açıklamada, 1 Mayıs 2026’da taleplerin daha güçlü dile getirileceği vurgulandı. Kaymakçı, “Mutfaktaki yangın her geçen gün büyürken; işçinin, memurun, emeklinin, esnafın, işsizin ve öğrencinin hakkı bir avuç sermayedarın kasasına akarken susmak artık mümkün değil” sözleriyle içinde bulunulan tabloyu özetledi.
Açıklamada yalnızca ekonomik sorunlara değil; adalet mekanizmalarının baskı aracı olarak kullanılmasına, madenlerde süregelen iş cinayetlerine ve dünyada derinleşen savaşlara karşı da ortak bir duruş çağrısı yapıldı. “Geçinemiyoruz” diyen milyonların sesi olmanın altı çizilirken, barış talebinin de 1 Mayıs meydanlarında dile getirileceği ifade edildi.
Platformun paylaştığı programa göre, 1 Mayıs 2026 Cuma günü saat 13.00’te İstasyon Caddesi’nde toplanılacak.
Susma | Yorum
Bu çağrı, sıradan bir miting davetinin ötesinde, Türkiye’de emekçilerin içine sıkıştığı çok katmanlı krize karşı kolektif bir çıkış arayışını yansıtıyor. Ekonomik darboğaz, yalnızca alım gücünü düşüren bir sorun olmaktan çıkmış; aynı zamanda toplumsal adalet duygusunu aşındıran bir eşitsizlik düzenine dönüşmüş durumda.
Bugün 1 Mayıs’a giderken dikkat çeken en önemli değişim, toplumun farklı kesimlerinin ortak bir dilde buluşmaya başlaması. İşçi, memur, emekli, genç ya da işsiz fark etmeksizin geniş bir toplumsal kesim, benzer bir sıkışmışlık hissini paylaşıyor. Bu durum, meydan çağrılarını sembolik olmaktan çıkarıp gerçek bir toplumsal tepki zeminine dönüştürüyor.
Zonguldak gibi emeğin ve madenciliğin tarihsel hafızasında önemli bir yere sahip bir kentten yükselen bu çağrı, aynı zamanda geçmiş mücadelelerle bugün arasında bir bağ kuruyor. Özellikle son dönemde farklı iş kollarında ortaya çıkan direnişlerin kazanımla sonuçlanması, emek mücadelesinin hâlâ etkili bir araç olduğunu gösteriyor.
Ancak bu tablo, yalnızca bir “tepki” değil, aynı zamanda bir yön arayışı da içeriyor. Çünkü emekçilerin sesinin yükselmesi kadar, bu sesin nasıl örgütleneceği ve nasıl bir siyasal karşılık bulacağı da belirleyici olacak. 1 Mayıs meydanları bu açıdan hem bir itirazın hem de alternatif arayışların görünür olduğu alanlar haline geliyor.
Sonuç olarak, Madenci Anıtı’ndan yapılan çağrı, yalnızca Zonguldak’a değil, Türkiye genelinde büyüyen bir ruh haline işaret ediyor: susmama, yan yana gelme ve değişim talep etme iradesi. Bu iradenin ne ölçüde kalıcı ve dönüştürücü olacağı ise, meydanların ötesinde kurulacak ortak mücadele zeminine bağlı.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
