Kerbela’nın Dinmeyen Sızısı, Bugünün Vicdan Terazisi Oluyor
Muharrem ayının eşiğinde, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Kerbela’yı sadece geçmişin bir yaprağı olarak değil, bugünün dünyasında bir “aynaya bakma ve arınma” vesilesi olarak ele alıyoruz. Susma Gazetesi Muhabiri Esin Aydın sordu; Alevi Kültür Dernekleri Zonguldak Şube Başkanı Bahaddin Arı, Muharrem orucunun ruhsal anatomisinden Emevi zihniyetinin günümüzdeki izdüşümlerine kadar ezber bozan açıklamalarda bulundu. “İncinse de incitmeyenlerin” safında, aşure kazanındaki çok sesli barış formülünü ve bir emek kenti olan Zonguldak’ta Hüseyni duruşun neye tekabül ettiğini masaya yatırdığımız bu derin söyleşi, sizi kendi içinizde bir vicdan muhasebesine davet ediyor.
Esin Aydın: Bahaddin Bey merhaba. Önümüzdeki haftalarda Alevi toplumu ve Ehl-i Beyt sevdalıları için en kutsal ve hüzünlü zaman dilimi olan Muharrem ayı başlayacak. Röportajımıza en temelden başlayalım; Muharrem ayı ve tutulan “Yas-ı Matem” orucu bir Alevi için ne ifade eder? Bu sadece bir aç kalma ritüeli midir?
Bahaddin Arı: Merhaba Esin Hanım. Muharrem, bir Alevi için sadece takvimdeki bir ay değil, bir arınma, yüzleşme ve direniş okuludur. Bizim tuttuğumuz oruç bir “Yas-ı Matem”dir. Yani fizyolojik bir açlıktan ziyade, ruhsal bir uyanıştır. Kerbela’da susuz bırakılarak şehit edilen Hz. Hüseyin ve 72 yareninin acısını iliklerimizde hissederken; aslında kendi nefsimizle hesaplaşırız. Can yakmamak, kan dökmemek, incinse de incitmemek bu orucun temelidir. Muharrem, zalimin karşısında diz çökmeyenlerin, “Benim kabem insandır” diyenlerin ortak yas evi ve hakikat mektebidir.
Esin Aydın: Bu yasın kökeninde yatan Hz. Ali’nin şahadeti ve sonrasında gelişen olaylar zinciri var. Hz. Ali’nin vefatından sonra neden İslam toplumu bu denli derin bir kırılma yaşadı? Sorun sadece bir liderlik kavgası mıydı?
Bahaddin Arı: Kesinlikle sadece bir “kim halife olacak” kavgası değildi. Bu, iki temel zihniyetin kavgasıydı. Bir yanda Hz. Ali’nin temsil ettiği liyakat, adalet ve eşitlikçi yönetim; diğer yanda Emevi soyunun temsil ettiği saltanat, kabile aristokrasisi ve şahsi hırslar vardı. Hz. Ali şahadet şerbetini içtiğinde, aslında İslam’ın özündeki o “insan odaklı” yapı büyük bir darbe aldı. Ali taraftarları, onun mirasını korumaya çalışırken; karşılarında her türlü hileyi mübah gören bir iktidar hırsı buldular. Kırılma, “Hak mı güçlüdür, yoksa güç mü haklıdır?” sorusunda koptu.
Esin Aydın: Hz. Hasan dönemine baktığımızda, Muaviye ile bir anlaşma yapıldığını görüyoruz. Bazı tarihsel okumalar bunu bir geri çekilme gibi sunuyor. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Bahaddin Arı: Hz. Hasan’ın Muaviye ile yaptığı anlaşma, bir korku veya teslimiyet değil; büyük bir stratejik barış hamlesidir. Hasan, daha fazla müslüman kanı dökülmesini engellemek ve Ehl-i Beyt’in manevi okulunu geleceğe taşımak için kendi hakkından feragat etmiştir. Ancak anlaşmanın şartları (veliaht atanmaması, halkın iradesi vb.) Muaviye tarafından sinsice çiğnenmiş ve Hz. Hasan kendi eşi eliyle zehirletilerek şehit edilmiştir. Bu, Emevi zihniyetinin “sözleşme tanımaz” ve “iktidar için her yolu mübah gören” karakterinin en net kanıtıdır.
Esin Aydın: Ve geliyoruz o yürek yakan Kerbela’ya… Hz. Hüseyin, Yezit gibi birine neden biat etmedi? Sonucun bir katliam olacağını bile bile neden o yürüyüşe çıktı?
Bahaddin Arı: Hüseyin’in “Hayır”ı, insanlık tarihinin en onurlu haykırışıdır. Yezit, sadece bir lider değil; ahlaksızlığın, zulmün ve haramın sembolüydü. Hz. Hüseyin şunları biliyordu: Eğer biat ederse, dedesi Hz. Muhammed’in getirdiği o tertemiz inanç sistemi, zalimlerin elinde bir saltanat aparatına dönüşecekti. “Zalimlere boyun eğmek, hakikate ihanettir” dedi. Kerbela’ya gitmek bir intihar değil, bir şahadet bilinciyle gerçeği mühürlemektir. Hüseyin orada bedenini verdi ama hürriyeti ve adaleti ölümsüz kıldı.
Esin Aydın: Kerbela sonrası toplumda büyük bir vicdan azabı doğdu. Bu acının intikamını alan Muhtar Es-Sekafi’den bahseder misiniz? İntikam duygusu Alevi inancında nasıl konumlanır?
Bahaddin Arı: Muhtar Es-Sekafi, Kerbela’nın o yakıcı acısının toplumsal bir patlamaya dönüşmesidir. “Ehl-i Beyt’in intikamı” sloganıyla harekete geçmiş ve o katliama doğrudan katılan cellatları cezalandırmıştır. Ancak Alevi inancı intikamcı değil, adaletçidir. Muhtar’ın eylemi, zalimin işlediği suçun yanına kar kalmayacağını gösteren tarihsel bir adalettir. Bizim için asıl intikam; zalime benzememek, onun kirli dilini kullanmamak ve Hüseyni duruşu her çağda yaşatabilmektir.
Esin Aydın: Bahaddin Bey, 12 İmamlar inancı Aleviliğin kalbi diyebiliriz. Peki, bu 12 rakamı ve bu silsile neden bu kadar önemli?
Bahaddin Arı: 12 İmamlar, Hz. Ali ile başlayıp İmam Mehdi ile nihayete eren manevi bir zincirdir. Her bir imam; ilmin, sabrın, cömertliğin ve direncin farklı bir kapısıdır. Bizim için onlar “Kamil İnsan” modelinin yaşayan örnekleridir. Nübüvvet (peygamberlik) kapısı kapandıktan sonra, manevi rehberlik (velayet) bu kapıyla sürmüştür. 12 İmamlar, haksızlığa karşı sessiz kalmamanın, ilimle aydınlanmanın ve “Yol”a sadık kalmanın sönmeyen meşaleleridir.
Esin Aydın: Muharrem ayı dendiğinde akla sadece oruç değil, kutsal günler ve bir de Nevruz gibi sevinçli günler geliyor. Alevi takviminde bu denge nasıl kuruluyor?
Bahaddin Arı: Alevilik yaşamın kendisidir; içinde hem büyük hüzünler (Muharrem) hem de büyük sevinçler (Nevruz/Hz. Ali’nin doğumu) vardır. Biz 21 Mart’ta doğanın uyanışını ve Şah-ı Merdan’ın doğumunu “Sultan Nevruz” olarak bayram tadında kutlarız. Şubat ayında darda kalanın yardımcısı Hızır aşkına oruç tutarız. Ama Muharrem başkadır; o bizim toplumsal hafızamızın tazelendiği, “Hüseyin benim içimde yaşıyor mu?” diye kendimizi sorguladığımız bir vicdan ayıdır.
Esin Aydın: Oruç süresince bazı kısıtlamalar var; su içmemek, et yememek, düğün yapmamak gibi… Modern dünyada bu “sakınmaların” anlamı nedir?
Bahaddin Arı: Modern insan her şeyi hızla tüketiyor. Muharrem orucu ise bize “dur” diyor. Su içmeyerek, Kerbela çöllerindeki o büyük susuzluğu hatırlıyoruz; empati kuruyoruz. Can taşımayan, kan dökmeyen (et yememek) bir yaşamın mümkün olduğunu kendimize kanıtlıyoruz. Düğün yapmıyoruz çünkü yüreğimizde bir yas var. Bu sakınmalar, nefsimizi terbiye etme ve “ben”den vazgeçip “biz” olma çabasıdır. Bir nevi ruhsal detokstur.
Esin Aydın: 12 günlük matemin sonunda aşure pişiriliyor. Aşurenin sadece bir tatlı olmadığını biliyoruz. Nedir o kazanın içindeki asıl “lezzet”?
Bahaddin Arı: Aşure, bir zafer yemeği değil, bir şükran lokmasıdır. Kerbela’da her şey bitti dendiğinde, İmam Zeynel Abidin’in (Ehl-i Beyt soyunun) kurtulması, hakikatin sönmeyeceğinin kanıtıdır. O kazandaki her malzeme (buğday, nohut, üzüm…) kendi tadını koruyarak bir araya gelir. İşte bu “Çoklukta Birlik”tir. Kimse birbirine benzemek zorunda değil ama herkes aynı kazanda barış içinde pişebilir. Aşure, zulme rağmen hayatta kalmanın ve paylaşmanın simgesidir.
Esin Aydın: Günümüzde, özellikle Zonguldak gibi emek kentlerinde, bu 12 İmam bilinci ve Muharrem ruhu toplumsal barışa nasıl katkı sağlar?
Bahaddin Arı: Zonguldak bir emek şehridir, alın terinin şehridir. Emeğin olduğu yerde adaletsizlik de çok olur. Kerbela ruhu, emeği sömürülenin, hakkı yenenin yanındadır. Biz bu bilinci yaşatarak; insanlar arasında mezhep, ırk, dil ayrımı yapmadan “insan” odaklı bir barış köprüsü kurmaya çalışıyoruz. Muharrem lokmamızı paylaştığımızda, madencisiyle, memuruyla, emeklisiyle, işsizle, gençle, kadın, erkek ayrımı yapmadan aynı sofrada buluşuyoruz. Bu, kutuplaşmaya karşı en büyük panzehirdir.
Esin Aydın: Son olarak, Muharrem orucuna başlayacak olan canlara ve tüm Susma Gazetesi okurlarına bir mesajınız var mı?
Bahaddin Arı: Tüm canların tutacağı oruçların, vereceği lokmaların Hak katında kabul olmasını diliyorum. Bu Muharrem; sadece aç kalmak değil, birinin yarasını sarmak, bir düşkünü kaldırmak, bir kalbi onarmak olsun. Hüseyni bir duruşla, adaletin ve barışın peşinden koşalım. Unutmayalım ki; “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” Tüm okurları Muharrem sonunda derneğimizde pişecek olan aşure lokmamıza davet ediyorum. Aşk ile…
Esin Aydın: Bahaddin Bey, bu samimi ve aydınlatıcı bilgiler için çok teşekkür ederiz.
Bahaddin Arı: Ben teşekkür ederim Esin Hanım, Susma Gazetesi’ne bu hassasiyeti için teşekkürler. Hayırlı Muharremler olsun.


Susma Gazetesi/10 Haziran 2026
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
