Her 8 Mart artık gelenek halini aldı.Toplumun her kesimi 8 Mart’ın kadınlarla ilgili bir şey olduğunu öğrendi.

Öğle oldu ki, o gün yani 8 Mart’ta eylem yapmak, açıklama yapmak, etkinlik yapmak mecbur oldu.

Yani bir anlamda kadınlarımız erkek egemen toplumda erkekleri bir ‘Şey’ yapmaya mecbur etti.

Fakat tıpkı Zonguldak Kadın Platformu’nun basın açıklamasında dile getirdiği; “Aradan 165 yıl geçti, patriyarkanın kadının emeği, bedeni, kimliği üzerindeki el koyma, şiddet ve baskısı azalmadı. Ataerkil kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlik, ayrımcılık ve sömürü derinleşti”

Kadın arkadaşlarım, dostlarım geçtiğimiz hafta bu köşede yazdığım “Kadın Platformu üyelerinin, lüks arabalarla hem de Fener semtinde tur atarak , emekçi kadınlara ne mesaj verdiğini merak ettim” cümlesine yönelik eleştiri yaptılar. Daha doğrusu o yazıda dile getirdiğim; “bu öneriyi getiren kadın arkadaşlar gerekçelerini yazarsa buradan seve seve kamuoyu ile paylaşırız. Aydınlanmış oluruz” sözüne açıklık getirdiler. https://susmagazetesi.com/2022/03/09/kadin-platformu-ozellikle-bir-konuya-dikkat-cekti/

Aslında ben şunu biliyorum ki, o benim ‘araçla tur atmak’ kısmı sadece benim değil, dostlarımın, hatta kadın platformu üyelerinin kendi içlerinde de olan bir tartışma idi.Olsun yükünü ben çekmiş olayım.

Sadece o konu mu. Hayır, aynı konularda, yani 8 Mart’ın aslında ne olduğu, ‘anma’ mı?, ‘kutlama’ mı?, ‘emekçi kadınlar günü’ mü? yoksa, ‘kadınlar günü mü?” de olmak üzere dostlarımızın açık, alenen sosyal medyadan tartıştığını görüyoruz.

Bana sorarsanız bu tartışmanın birçok yönü var. Ama ben belirgin olanlardan bahsedeyim.

Birincisi: Sistemin kendi içindeki çelişkisi. Yani kadın dostlarımızın söylediği, “Ataerkil kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlik, ayrımcılık ve sömürü derinleşti”ği.

İşte bu derinleşmeyi tersinden çözüyormuş gibi konuyu yaygın hale getirerek sitemin kendini aynı zamanda yenilemesine hizmet ediyor.Kapitalizm bir anlamda da ‘devrimci’ tarzda kendini yeniden üretiyor.

İkincisi ise: bu bizim mahalleyi daha çok ilgilendiriyor.

Örgütlenmedeki sakatlığımız. Bakın etrafınıza 8 Mart anma açıklamalarında, sistem içi açıklamalarla, muhallif partilerin açıklamaları arasında belirgin ne fark var?

Hatta bazı sosyalist-devrimci partiler açıklama bile yapmadılar.

O zaman bir şeyi düzgün yerine koymalıyız. Siyasetin yapacağı görevleri, meslek ve kitle örgütlerinin üzeri ne yıkarsan, ‘söz’, ‘yetki’, ‘karar’ karmaşası yaşarsan, meslek kitle örgütü, platform vb. öne sürersen olacağı bu olur.

Her birim kendi üzerine düşen görevi yapacak. Politik, ideolojik hat ile, ekonomik-demokratik hak araçlarını karşı karşıya getirmeden ustaca iş çıkarılmasıdır doğru olan.

Türkiye gibi, demokrasi, özgürlükler, hak, hukuk, adalet yoksunu bir durumdan bahsedecekseniz. Otoriter, baskıcı hatta faşizan bir ortam tahlili yapacaksınız. Eee , yasayla siyaset yapma , seçme ve seçilme hakkı olmayan ‘memur’a kendi görevinizi yükleyeceksin.

Ne olur? sende sorgulanmaya başlarsın.

8 Mart’a dönecek olursak, Susma olarak özetle kim ne dedi? diye bir dosya yaptık. O tabloda neredeyse renkler iyice biribirine yaklaştığını gördük.

Hani hep diyorum ya.’Yok aslında biririmizden farkımız,aslında biz Osmanlı bankasıyız” farklıyız aslında.

Fakat bunun farkını göstermede kadınlarımız kadar cesaretli değiliz. Bunu kabul etmek lazım.

Çünkü onlar bu durumu yaşıyor, savaşıyor, mücadele ediyor. Onun için gerçekçi ler, aynı zamanda devrimciler.

Hani seslendirdiler ya, “Hayatın yarısı biziz, alışın her yerdeyiz, Biz kadınlar olarak erkek egemen sistemin bize dayattığı yaşamı kabul etmiyoruz” diyorlar ya ondan.

Saygı duymanın, kutlamanın, tebrik etmenin ötesinde yapacak bir şey yok.

İyi ki varsınız.

Sayın Elibol, sen sen ol, ilk günden gol yeme

Kadınlardan konuyu açmışken, devam edelim, Kızılay Şube Başkanlığında yaşanan yönetim ve başkan krizi sonrasında Genel Merkez yeni bir atama yaptı.

Yönetimi oluştu, şimdi 19 Mart Cumartesi günü olağan genel kurulu yapılacak.

Maden Mühendisi Serap Elibol, kongrede aday olacağını hatta mevcut yönetimin tekrar yönetime talip olacağı duyurusu basına düştü.

Fakat ilk basın demeci aynı zamanda polemikle düştü.

Zonguldak Belediye Başkanı Ömer Selim Alan, yıllarca Kızılay Kanmerkezi Müdürlüğü görevini yürüttü.

Doğal olarak bir vefa ve diplomasi gereği kendi cephesinden beklentisi olmuş olabilir. Bilinmez, ama Kızılay’ın çiçeği burnunda başkanı Serap Elibol, gündeme nasıl girdi, ‘Ömer Selim Alan’dan randevu istemiş ama randevu verilmemiş’diye. Yani ilk mesaj polemikle başladı.

Bana sorarsanız bu gidiş üç gün sonra, ‘Bu iş kadınların yapacağı iş değil’ diyen erkek zihniyetinin her dönem yaptığı taktik.

Ben olsam bu tür polemiklerden kaçar, ‘Bu iş tamda bizim işmiz’ diyen bir kültürü yerleştirmek için gelen fırsatı değerlendirme zamanı olarak bakarım. Haydi kadınlar, gün Sayın Elibol ile dayanışma günü.

Sağlıcakla kalın